Merhaba,
Şimdilik anonim okura selam ederken bu işlere niyet edeni muhakkak bir köşede yakalayacak “Biz kimiz?”, “Hakkımızda” gibi büyük sorulara büyük yanıtlar vermeye mahkum eden yayıncılık klişelerini biraz eğip bükelim dedik. Altında kalmanın ihtimal dahilinde olduğu vaatler yerine, derginin bir akşam sohbetinde masaya düşen ismiyle girdiğimiz bu patikayı biraz olsun düzlüğe çıkaran ilk adımları sizlerle tanışmaya vesile saydık.
Kubbealtı Lügatı, “Mefhum”u düşüncenin, anlamın, kavramanın türevleriyle rabıtalı olarak tanımlıyor. Sözlükler, bir sözcük maddesini okurun idrakına açmak için bile onu çağrıştıran ve tamamlayan dilsel akrabalarıyla ilişkisine işaret eder. Tanıdık olana benzetmek ya da mukayese ile ayırt etmek insanın akıl yürütme biçimleri arasında, onun yerküredeki tarihi kadar eski bir yöntem. Yani “anlamak”, insanın bir nesilden diğerine izler bıraktığı semantik bir miras aynı zamanda.
Anlamak için sebat etmek, iki kişilik gündelik sohbetten hayatın bütününe dağılan; toplumsal hayatın kılcal damarlarından atar damarlarına dek onu mümkün kılan bir dolaşım sistemi gibi hayati. Fakat “Ben”den “Öteki”ne kan pompalayan bu yaşamsal çaba uzunca bir süredir yukarıdan aşağı çözülüyor. Bugünün siyasi dağarcığıyla popülist olsun ya da olmasın tamamı giderek derinleşen eşitsizliklere yaslanan rejimlerin iç ve dış düşman konseptleriyle cephe hattını çizdiği reel politika, gündelik hayatı agresif bir güvenlik mimarisi ve savaş paranoyasıyla yeniden donatırken, “bildiğimiz dünya”yı iyi ve kötü taraflarıyla, bazen de eski bir tanıdığı yitirmiş gibi parlayıp sönen nostalji ataklarıyla uğurluyoruz .
Hızını zaptetmenin imkansız olduğu yeni medya araçları, kendinden menkul, bencil bir mitoloji icat ediyor. Eros’un dijital okları algoritmalar, isteklerimizi ve arzularımızı bizim yerimize örgütleyen bir veri derebeyliği adına “teslim olun!” sirenleri çalıyor. Birbirine temas ederek düşünmenin, seçmenin, üretmenin, itiraz etmenin sahadan geri çekildiği bu geçiş dönemi kendine has yepyeni kaygılar üretiyor.
“Dijital serf” mi, “seçmen” mi, “müşteri” mi yoksa “kullanıcı” mı olduğumuz bahsinde etiketlerin çoğaldığı ve aynı oranda anlamını yitirdiği bir şimdiki zamanın içindeyiz. Bağlı olduğumuz bu “hiper şimdi”yi eşit ve özgür bir gelecek zaman lehine yeniden kazanmak için elimizde hala bir metod olarak düşünmek, kayıt tutmak, mücadele etmek ve çözümler için eşitler arasında dayanışma örmek gibi medeniyet tarihinin “başka” hikayelerine yaslanan, zamana direnen bir ruh var…
Bağımsız bir kolektifin girişimi olan Mefhum Dergi, bu ihtiyaca mütevazı bir yanıt üretme çabasının ürünü. Kasım 2025’te yayın hayatına başlarken, Türkiye’deki ve dünyadaki gelişmeleri gündemin hızından bağımsız; tarihsel ve toplumsal ilişkilerin içine yerleştirerek anlamayı amaçlıyoruz. Çünkü bizce, anlamak için yavaşlamak, anlatmak için dinlemek, tartışmak için cesaret etmek gerekiyor. Müstakbel okurları ise pasif bir tüketici değil, tartışmaya katılan birer yol arkadaşı olarak görüyoruz.
Tüm dünyada, yerleşik siyasetin temsil sınırları aşınırken; insanın eyleme, ortaya çıkma, düşünme ve dönüştürme kapasitesi olarak gördüğümüz politikayı, bir karşılaşma alanı ve tartışma platformu olması umuduyla tohumlarını attığımız bu mecradan başlayarak gündelik yaşamı kuran tüm alanlara geri çağırıyoruz.
“Eskinin öldüğü, yeninin doğmak için mücadele verdiği” bir “Canavarlar Zamanı“nda, ortak yaşamı düşüncenin cereyanlarına açmak için okuru bu uzun yolu birlikte yürümeye davet ediyoruz.
Mefhum Dergi Ekibi