Günümüz Ortadoğu rejimlerinde gözetim teknolojileri, kökleşmiş ataerkil yapılar ve islami referanslarla donatılmış otoriter devlet gücünün kesişiminden doğan, biçimce yenilenmiş ve kuvvetlenmiş bir toplumsal denetim mekanizması oluşturdu.
İran’da başörtüsünün kamusal anlamda tam denetimini sağlayan kamera sistemlerinden Suudi Arabistan’da özel alanda erkeğe mutlak kontrol sunan mobil uygulamalara uzanan bu teknolojiler, küresel anlamda toplumsal denetim mekanizmalarıını yeniden tanımlayan “dijital otoriterliğin” bölgedeki en somut yansımaları oldu.
Bu dijital baskı aygıtları, yalnızca devletin yurttaş üzerindeki kontrolünü artırmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal cinsiyet hiyerarşilerini de dijital alanda yeniden üretiyor. Freedom House’un 2024 “Freedom on the Net” raporuna göre, incelenen yedi Ortadoğu ülkesinin tamamında siyasi, sosyal veya dini içerikler engellendi ve kullanıcılar çevrimiçi paylaşımları nedeniyle fiziksel saldırıya uğradı veya öldürüldü.
Bu mekanizma kamusal hayatı otokratik rejimler lehine düzenlemenin yanı sıra hızla büyüyen devasa bir ekonomik pazara da işaret ediyor. Araştırma raporlarına göre, Ortadoğu ve Afrika video gözetim pazarının büyüklüğünün 2025’te 4.5 milyar doları aşması ve 2039’a kadar yıllık ortalama yüzde 15’in üzerinde bir büyüme ile 9 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da dijital otoriterleşme eğilimleri 2011’de başlayan Arap Baharı’nın ardından büyük ölçüde hız kazandı. Brookings Institution gibi düşünce kuruluşlarının analizlerine göre, bölgedeki otokratik ve zayıf demokratik rejimler, devlet kapasitesinin güç kaybettiği ve meşruiyet krizi yaşadıkları dönemlerde özellikle Çin’den yapay zekâ destekli gözetim teknolojileri ithal etmeye yöneldi.
Çin’den yapay zekâ destekli “Güvenli Şehir” (Safe City) konsepti; Rusya’dan bilgi manipülasyonu ve dezenformasyon teknikleri; İsrail’den ise hedefe yönelik casus yazılımlar satın alındı. Bu teknolojilerin toplumsal alana birer birer sokulması, devlet gücünde niteliksel bir dönüşümü işaret etti ve bölgedeki otoriter rejimlerin halklarını denetleme kapasitesini kökten değiştirdi.

Kadın için yaratılan panoptikon: İran’da sokağı izlemek
İran İslam Cumhuriyeti’nde dijital otoriterleşmenin en görünür olduğu süreç Mahsa Jina Amini’nin “uygunsuz başörtüsü” gerekçesiyle gözaltına alınıp öldürülmesinin ardından başlayan ve küresel bir nitelik kazanan direnişin ardından geldi. 1979’daki İslam Devrimi’nden beri uygulanan zorunlu başörtüsüne karşı bu direnişin kazandığı ivmeyi kırabilmek adına Tiandy ve Dahua gibi Çin menşeili teknoloji devlerinin yazılımları satın alındı. Bu uygulamalara yasal zemini ise 2023’te Meclis’ten geçen ve 2025’te üç yıllık deneme süresiyle yürürlüğe girmesi planlanan “İffet ve Hicap Kültürünü Destekleme Yasa Tasarısı” hazırladı. Bu yasa, başörtüsü kurallarına uymayan kadınlara kademeli olarak artan para cezaları, sosyal haklardan men, pasaporta el koyma ve hatta hapis cezası gibi ağır yaptırımlar getiriyor.
Yasa tam yürürlüğe girmeden dahi, “Nur Planı” adı altında denetimler sıkılaştırıldı. Uluslararası Af Örgütü’ne göre, yalnızca Tahran’da 2.000’den fazla noktaya yerleştirilen kameralarla kadınlar tespit ediliyor. Bu sistem, bireylerin banka hesaplarına erişimini engellemek gibi ekonomik baskı araçlarıyla da entegre ediliyor. Bu durumun yarattığı psikolojik baskıyı Tahran’da yaşayan bir kadın aktivist, The Guardian’a verdiği demeçte şöyle özetliyor: “Sokaklar adeta bir açık hava hapishanesine döndü. Her an bir kameranın sizi izlediğini bilerek yaşamak korkunç bir psikolojik baskı yaratıyor.”
Denetim mekanizmasının bir diğer aracı ise “Nazer” (Gözetmen) uygulaması oldu. Bu polis destekli mobil uygulama üzerinden, kadınların başörtüsüz görüntülendiği araçların plakaları sisteme giriliyor. Resmi verilere göre, yalnızca 2023’ün ilk aylarında bu sistem üzerinden araç sahiplerine yaklaşık 1 milyon uyarı SMS’i gönderildi ve 133.000’den fazla araca geçici olarak el konuldu. Drone’lar, yaygın CCTV ağları ve akıllı kart verileri gibi unsurların bütünleştirilmesiyle, bireylerin hareketlerinden tüketim alışkanlıklarına uzanan kapsamlı yaşam profilleri çıkarılıyor.

Velayeti dijitalleştirmek: Suudi Arabistan’ın Absher’i
İran’daki tam denetime karşılık Suudi Arabistan’daki gözetim düzeni, erkek velayet sistemini dijitalleştirmeye odaklandı. “Wilayah” adı verilen sistemde her kadının temel hakları (evlilik, seyahat, tıbbi kararlar vb.) üzerindeki tasarrufu bir erkek akrabanın iznine bağlıydı. 2022’de çıkarılan ve büyük tepki toplayan Kişisel Statü Yasası, bu durumu pekiştirdi. Yasanın 42. Maddesi, evliliğin devamı için kadının kocasına “makul ölçülerde itaat etmesini” şart koşarak erkeğin otoritesini yasal güvence altına aldı. Sistemin dijital omurgasını ise devletin 20 milyondan fazla kullanıcıya sahip e-hizmet uygulaması “Absher” (Müjde) oluşturdu.
Başlangıçta ehliyet yenilemek için kullanılan uygulama, erkeklerin kadınların seyahat izinlerini yönetmesine imkân veren bir araca dönüştü. Pasaport kullanımına dair SMS uyarıları, ataerkil düzeni dijital arayüz üzerinden daha görünmez ve verimli hâle getirdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) araştırmacısı Rothna Begum, sistemin getirdiği bu “verimliliğin” altını çiziyor: “Absher, velayet sistemini daha verimli hale getirdi. Eskiden bir kadının seyahatini engellemek için fiziksel olarak devlet dairelerine gitmek gerekirken, şimdi erkekler bunu telefonlarından saniyeler içinde yapabiliyor.”
Riyad yönetimi, denetimi yalnızca Absher ile sınırlamadı. “Vizyon 2030” projesi kapsamında, özellikle NEOM gibi fütüristik şehir planlarında yüz tanıma ve yapay zekâya dayalı kitlesel gözetim sistemlerine milyarlarca dolarlık yatırım yapılıyor. Buna paralel olarak, sisteme meydan okuyan kadınlar da doğrudan hedef alındı. Citizen Lab ve Access Now gibi kuruluşların raporlarına göre, İsrailli NSO Group’un Pegasus yazılımı, Loujain al-Hathloul gibi onlarca kadın hakları savunucusunun ve muhalifin telefonlarına sızmak için sistematik olarak kullanıldı.

Bölgesel eğilim: Farklı gerekçeler, ortak hedefler
İran ve Suudi Arabistan’da tanık olunan bu dijital denetim mekanizmaları, buzdağının sadece görünen kısmı. Benzer yöntemler, farklı gerekçeler altında da olsa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında hızla yayılıyor.
Örneğin Mısır’da, “kamu ahlakını koruma” adı altında “TikTok kızları” olarak adlandırılan sosyal medya kullanıcıları tutuklanırken, kadınların dijital alandaki varlıkları ve kendilerini ifade etme biçimleri cezalandırılıyor.
Birleşik Arap Emirlikleri ise “ulusal güvenlik” gerekçesini öne sürerek ToTok gibi casusluk amaçlı uygulamalarla veya “Oyoon” (Gözler) projesi gibi yapay zekâ destekli yüz tanıma sistemleriyle tüm toplumu izliyor.
Bu yayılımda, teknolojinin bölgesel bir pazar oluşturması da etkili oluyor. İsrail merkezli NSO Group tarafından geliştirilen Pegasus gibi casus yazılımlar, bölgedeki birçok otoriter rejim tarafından satın alınarak kadın hakları savunucuları da dahil olmak üzere sivil toplumu hedef almak için kullanılıyor.
Nihayetinde, kullanılan gerekçe ister dini kurallar, ister kamu ahlakı, isterse ulusal güvenlik olsun, sonuç değişmiyor: Teknoloji, bu rejimlerin elinde mevcut otoriter ve ataerkil iktidar ilişkilerini dijital alanda yeniden üreten ve pekiştiren bir silaha dönüşüyor.