Türkiye’nin köklü ve güçlü bir sosyalist mücadele hafızası var ancak bu mücadele anlatısının melankoliyle ilişkisi yeterince araştırılmadı. Psikoloji, sosyoloji, edebiyat teorisi, felsefe gibi sosyal bilimlerin farklı disiplinlerini kesiştiren bir alt başlık olan melankoli çalışmalarındaki yaklaşımların aksine, sanki kendiliğinden oluştuğu varsayılan bir hafızaya dair talihsiz inanç, Türkiye sosyalistleri arasında hâlâ önemli bir yere sahip.
Peki öyleyse, devrimci hareketlerin hafızası nasıl olup da ortaya çıktığı koşulların ve zamanın sınırlarını aşabiliyor? Bugün 20’li yaşlarının başındaki genç sosyalistler, 50 yıl önceki devrimci hareketlerin hafızasına nasıl sahip olabiliyorlar?
Nihat Aydın’ın solist olarak damgasını vurduğu Umuda Ezgi grubunun 1992’de dinleyiciyle buluşan, sözleri Gülcemal Durdu’ya ait “Örgütlemişler Baharı” şiiri ile yukarıdaki soru etrafında melankolinin sol hâline yakından bakacağım.
Sol melankoli
Melankoli kelimesi çoğu sosyalist için olumsuz çağrışımlara sahiptir çünkü melankolinin siyasal mücadeleyi romantize etme, yenilgiyi kabullenme ve sinizme kapılma, mücadelenin gerektirdiği örgütlenme ruhuna ya da mobilizasyona zarar verme riski olduğu düşünülür. Örneğin, Walter Benjamin, “On Erich Kästner’s New Book of Poems” adlı yazısında sol melankoliyi bu bağlamda eleştirir. Ona göre melankoli, devrimci işçi sınıfına değil, küçük burjuvaziye aittir ve büyük burjuvaziye* duyulan bir tutkuyu içerir.
Özellikle Avrupa entelektüel tarihi, çağdaş tarih yazımı ve bellek üzerine çalışmalarıyla tanınan İtalyan düşünür Enzo Traverso, melankoli kavramını Marksist hafıza çalışmalarında farklı bir konuma yerleştirir. Yas ve melankoli arasındaki fark, yazarın “sol melankoli” derken neyi kastettiğini anlamak için önemli. Traverso, ‘Solun Melankolisi: Marksizm, Tarih ve Bellek’ adlı eserinde Freud’un yas ve melankoli ayrımına katılır: “Yas da melankoli de sevilen bir nesnenin (bu bir insan da olabilir, bir ideal, bir ülke, özgürlük yahut benzeri soyut kategori de) kaybından yahut yokluğundan hâsıl olsa da seyirleri farklıdır.”
Başarılı bir yas süreci, öznenin kayıp nesneden** nihai olarak kopmasını ifade ederken melankolide özne bu nesneden asla tam anlamıyla kopamaz. Dolayısıyla “iyileşemez.”
Traverso’nun yas ve melankoli arasındaki ayrımı vurgulamasının nedeni siyasal özneleşme süreçlerine ilişkin bir meseledir. Freudyen anlamıyla başarılı bir yas süreci, sol hareketler açısından kapitalizmle uzlaşmayı, neoliberalizmi kabullenmeyi beraberinde getirebilir. Geçmişin devrimci ideallerinin tamamen terk edilmesi, neoliberal düzenle uyumlu bir dönüşüme kapı aralayabilir. Ya da bildiğimiz anlamıyla: Unutulma ve ihanet.
Traverso yenilgiden sonra unutulmayı şu şekilde açıklar: “Kaybedilen sosyalizmin yerini kabullenilen kapitalizm alabilir. (…) Bu durumda, melankoli tahakkümle her türlü uzlaşmayı inatla geri çevirmek demektir.” Dolayısıyla sol melankoli, içinde barındırdığı güçlü hafıza ilişkileriyle ütopyanın yitirildiği ya da kızıl yarınları göstermenin, diğer bir ifadeyle sol ethosun eskisi kadar özgüvenle sahiplenilmediği bir çağda anti-kapitalist bir direniş mevzisi olabilir. Ölü devrimcilerin hayaleti kapitalizmle buluşmamıza izin vermeyecek şekilde etrafımızda dolaşabilir; peki bu hayaletleri duyabilmek? Bu da solun melankolisiyle mümkün olabilir.
Ütopyanın yitimi ve hafıza
1989’da ve 1991’de Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle reel sosyalizm deneyimleri çöktü. 1990’larda kapitalizm, Marksizmin büyük bir iddiasını çaldı: “Tarihin sonu.” Marx’ın sınıfsız toplum varsayımının aksine Francis Fukuyama gibi liberal teorisyenler, tarihin kapitalizmle sona ereceğini ilan etti.
Traverso bu trajediyi sol ütopyanın kaybı olarak tanımlar. Mücadele hareketlerinin geçmişi, modern devlet yapısı ortaya çıkmadan önce de yenilgilerle doludur; Spartacus, Thomas Müntzer ve Şeyh Bedreddin gibi figürler bunun örneğidir. Ancak 1917 Ekim Devrimi ile sosyalist ütopya tarihte hiç olmadığı kadar gerçek görünmüştü. 1960’larda ve 1970’lerde bürokratik sosyalizme sol içi eleştiriler artsa da 1991 SSCB’nin yıkılmasıyla yaşanan şok, sınıfsız toplum idealini çökertecek kadar güçlüydü. Traverso bu çöküşü şöyle özetler: “Komünizm yıkıldığında, iki yüzyıla yakın zamandır onu Prometeci bir güç yahut avutucu bir dayanak olarak destekleyen ütopya yok olmuştu artık; tükenmiş bir manevi kaynağa dönüşmüştü.”
Traverso’nun sol melankolisiyle Svetlana Boym’un yansıtıcı (reflective) nostalji kavramı arasında bir yakınlık vardır. Boym, yeniden kurucu (restorative) ve yansıtıcı nostalji ayrımı yapar. İlki ulus-devlet ritüelleri gibi ciddi ve özcü pratiklere dayanır; ikincisi ise parçalıdır, ironiktir ve kolektif hafıza üzerine kurulur. Boym’un şu tanımı sol melankoliyi çağrıştırır: “Yansıtıcı nostalji, evi yeniden inşa etmeye çalışmaz; mesafeye âşıktır.”
Boym’un örneği olan Nostalgija Snack Bar, Yugoslavya’nın çok kimlikli sosyalist geçmişine duyulan nostaljiyle ilgilidir; kesintisiz bir tarih anlatısı yoktur. Bu nostalji, tıpkı melankoli gibi geçmişin hayaletleriyle doludur.
Sol melankoli, “hatırlanmaya değer tarihsel deneyim mahiyetindeki bir özgürleşme mücadelesi” olabilir. Bir tür sadakat olarak görülebilecek sol melankoli, öznenin hiç yaşamadığı bir döneme kendisini ait hissetmesine de yol açabilir. O hâlde Umuda Ezgi’ye daha yakından bakabiliriz.
Unutulmadı adları: “Örgütlemişler Baharı”
Öncelikle bir tür tartışması yapmakta fayda var. “Örgütlemişler Baharı”*** bir türkü mü, şarkı mı, marş mı? Açıkça söylemek gerekirse bu konuda pek bir fikrim yok – Belki de hepsini içinde barındırır – “Örgütlemişler Baharı”, bir şiir olarak bu yazının konusu olacak.
Şiir öznesi, her şeyden önce kayıplara seslenmeyi tercih eder: “Sizi türkü, sizi şiir/ Sizi hiç solmayan bir yaşam gibi düşünüyoruz.” Buradaki “siz”, devrimci mücadelede yitirilen devrimcilerdir. Bundan dolayı, şiir “siz” ve “biz” arasındaki ayrımla başlar; bir tarafta bugünün insanı vardır, diğer tarafta geçmişin devrimci hayaletleri. Böylelikle yitirilenlere bakan “biz” ile inşa edilen bir şiir öznesinden bahsedebilmek mümkün olur. Baharı örgütleyen “onlar” bugünün bizi tarafından şiire ismini de verir. Ancak bu sona ermiş bir bahar mıdır?
Sonrasında etkileyici bir dize okurları karşılar: “Gömdüğümüz kitaplar çiçeklenmiş.” 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası politik kitapların gömülmesi bolca anlatılan bir hikâyedir. Fakat şiirde bu hikâye yarım kalmaz; gömülen kitaplar âdeta bir tohum gibi çiçek verir. Enzo Traverso, “Geçmiş ihtimallerin anısı ve farkındalığıdır demektir melankoli; devrimin neticelerine değil, özgürlükçü vaatlerine duyulan sadakattir” derken bu dizeyle yakınlık kurar. Darbe olmuş, hareketler yenilmiştir; sol tartışmasız mağlup olmuştur ama sadakat bakidir. Ve bu sadakat gömülen kitaplardan doğru darbe sonrasında yeniden doğuşu müjdeler.
Şiirin devamında bir soru bulunur: “Unuttum adlarını, neydi?” Bu soru retorik bir sorudur; şiir boyunca tekrar eder ve şiiri sürekli geçmişin devrimci karakterlerine (ekseriyetle Devrimci Yol hareketiyle ilintili isimlere) bağlar. Cevap belirsiz değildir: “Özenç miydi, Hıdır mıydı, yoksa Lale mi?” diye başlar, arada pek çok devrimcinin adı anıldıktan sonra “Cevahir mi, Ulaş mıydı yoksa Mahir mi, canım?” diye acıklı bir şekilde son bulur. Pek çok devrimcinin ismi şiirde bizzat yer alır.
Yas ve melankoli arasındaki ayrım hatırlanacak olursa şiirin neredeyse yapısını belirleyen isim hatırlama dizelerinde, Freudyen anlamda başarılı bir şekilde yas tutan ve sonrasında yoluna sorunsuz devam eden bir şiir öznesi kesinlikle söz konusu değildir. “Örgütlemişler Baharı” Cevahir, Ulaş ve Mahir gibi devrimcilere toprak atıp onların yasını tuttuktan sonra anlatıyı ilerletmez. Traverso sol melankoliyi “imkânsız bir yasın sonucu” olarak tanımlarken şiirdeki devrimci isimlerin anıldığı bu dizeleri okumuştur sanki. Burada kayıpların ardından sona ermiş yas imkânsızdır fakat şiir öznesinin “tekrar aktif olmasını” sağlayan bir sol melankolik adım söz konusudur. Bu adım sayesinde genç kuşaklara geçmişin devrimci hafızasını aktarılır.
“Örgütlemişler Baharı” 1992’de dinleyiciyle buluştuğunda Sovyetler Birliği yeni dağılmış; Melih Pekdemir’in deyimiyle, “yalnızca SBKP değil, Sovyet modelini savunmasa bile mahallenin devrimcisi de” yenilmişti. Bu yenilgi 12 Eylül 1980 yenilgisiyle birleştiğinde büyük bir ütopya kaybına işaret ediyordu. Yarınlar yoldaşların değildi artık; liberalizm solun içine sızmak için tarihte daha önce hiç yakalamadığı bir fırsatı yakalamıştı.
1990’ların başındaki ortamda şiir, “Girmişler saksılara, sarmışlar betonları/Adları olmuş sarmaşık” dizeleriyle zamanı tersine çevirmeye çalışır. Esra Dicle’nin derlediği Edebiyatın Duygu Haritası kitabında, Yalçın Armağan “Muzaffer Mağlup ya da Şeyh Bedreddin Destanı’nda Sol Melankoli” başlıklı yazısında, “Nihai olarak yenilginin mateminin kolektif belleğe işlenmesinin hedefi, ütopyayı anımsatma ve mücadeleyi sürdürme arzusudur” diyerek “Örgütlemişler Baharı”nın da amacını açıklıyor aslında. “Adları sarmaşık” olan devrimciler, kaybedilen ütopyaya ve yaşanılan yenilgilere rağmen, mücadele yeniden sürdürülebilsin diye bugüne uzanmalıydı.
Hafızanın devridaimi: Metin, dünyaya aittir
Sivil toplum alanında büyük oranda kendisini gösteren “hafıza çalışmalarına” sol yapılarda pek rastlanmamasının nedeni, aslında bu yapıların kendilerinin kocaman bir hafıza mekânı olması olabilir mi? Günümüzde, özellikle 1980 öncesinin güçlü gelenekleriyle bağı olan solun, bellek konusunda fazladan bir şey yapmasına gerek yok; hâlihazırda sol melankoliyle bu bellek aktarımının gençlere fazlasıyla sağlandığını düşünüyorum.
Umuda Ezgi’nin albümünde yer alan “Örgütlemişler Baharı” şiiri, melankolik sol hafıza aktarımının önemli bir ayağı. Günümüzde genç devrimcilerin bu şiir aracılığıyla hiç yaşamadıkları başka bir zamana gidebildikleri hatırlanacak olursa, asıl önemli olanın “yaratıcı” değil “metin” olduğu ve metnin dünyaya, yani bize ait olduğu tekrar ve tekrar önem kazanıyor.
Kaynakça:
Boym, S. (2009). Nostaljinin geleceği (F. B. Aydar, Çev.). Metis Yayınları.
Traverso, E. (2019). Solun melankolisi (E. Ersavcı, Çev.). İletişim Yayınları.
Editör notları:
*Finans-sanayi sermayesiyle iç içe geçmiş sınıf fraksiyonu. [grande bourgeoisie/heute bourgeoisie]
**Freud’a göre, libidinal yatırımın yöneldiği -benliğin örgütlenmesinde etkili olan- fiilen ya da ruhsal olarak yitirilen kişidir ya da idealdir. [verlorenes objekt]
***Örgütlemişler Baharı sözleri:
Sizi yüreğimizde kurşun
Sizi mor menevşe, karanfil
Sizi türkü, sizi şiir
Sizi hiç solmayan bir yaşam gibi düşünüyoruz
Gömdüğümüz kitaplar çiçeklenmiş
Örgütlemişler baharı
Karakolların önü lacivert, yeşil, sarı
Örgütlemişler baharı
Karakolların önü lacivert, yeşil, sarı
Örgütlemişler baharı
Unuttum adlarını, neydi?
Özenç miydi, Hıdır mıydı, yoksa Lale mi?
Unuttum adlarını, neydi?
İlyas mıydı, Soner miydi, yoksa Nergiz mi?
Karanfil mi, Nuray mıydı, yoksa Eren mi, canım?
Örgütlemişler baharı
Karanfil mi, Nuray mıydı, yoksa Eren mi, canım?
Örgütlemişler baharı
Menekşeler, fesleğenler şifreli
Örgütlemişler baharı
Bildiri dağıtıyorlar güpegündüz
Polis şefinin bahçesinde
Balkonunda, penceresinde, canım
Örgütlemişler baharı
Unuttum adlarını, neydi?
Özenç miydi, Hıdır mıydı, yoksa Lale mi?
Unuttum adlarını, neydi?
İlyas mıydı, Soner miydi, yoksa Nergiz mi?
Karanfil mi, Nuray mıydı, yoksa Eren mi, canım?
Örgütlemişler baharı
Karanfil mi, Nuray mıydı, yoksa Eren mi, canım?
Örgütlemişler baharı
Girmişler saksılara, sarmışlar betonları
Adları olmuş sarmaşık
Evreni yontuyorlar sırça parmaklarıyla
Örgütlemişler baharı
Kırlarda, bayırlarda, papatyalarda telaş
Örgütlemişler baharı
Unuttum adlarını, neydi?
Özenç miydi, Hıdır mıydı, yoksa Lale mi?
Unuttum adlarını, neydi?
İlyas mıydı, İbo muydu, yoksa Nergiz mi?
Hüseyin mi, Yusuf muydu yoksa Deniz mi, canım?
Örgütlemişler baharı
Cevahir mi, Ulaş mıydı yoksa Mahir mi, canım?
Örgütlemişler baharı
Cevahir mi, Ulaş mıydı yoksa Mahir mi, canım?
Örgütlemişler baharı
Şair: Gülcemal Durdu
Besteciler: Yavuz Bingöl, Gülcemal Durdu