Dark Mode Light Mode
Şubeleşen sömürü, zincirlenen işçi: Migros depoları ve yeni emek rejimi
‘Askeri Keynesçilik’: Rusya’nın kaldıracı Avrupa’da işe yarar mı?

‘Askeri Keynesçilik’: Rusya’nın kaldıracı Avrupa’da işe yarar mı?

Rusya ordusunun, 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya askeri operasyon başlatmasının ardından Rusya’ya yönelik başta ABD olmak üzere batı ülkeleri tarafından uygulanan yaptırımların ve uluslararası finansal sistemden dışlamanın sonucu olarak, uluslararası finans kuruluşları ve batılı siyasetçiler Rusya ekonomisinin büyük bir yıkıma uğrayacağını öngörüyordu. Dönemin ABD Başkanı Joe Biden, operasyonun başlangıcıyla aynı gün yürürlüğe giren yaptırımlara dair yaptığı açıklamada Rusya ekonomisinin büyük bedeller ödeyeceğini belirtiyordu. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de benzer şekilde, yürürlüğe giren yaptırımlar aracılığıyla Rusya ekonomisini zayıflatacaklarını söylüyordu.

Batılı siyasetçilerin beklentilerin, benzer şekilde uluslararası finans kuruluşları da paylaşıyordu. Dünya Bankası’nın 22 Nisan 2022 tarihli belgesinde, Rusya ekonomisinin “çok sert bir şekilde vurulacağı” ve buna paralel olarak 2,6 milyon Rus vatandaşının ulusal yoksulluk sınırının altına düşeceği öngörülüyordu. Rapor dahilinde 2022 yılında Rusya ekonomisinin yüzde 11,2 oranında daralacağı tahmin edilmesine rağmen bu tahminin aksine Rusya ekonomisi 2022 yılında belirtilen orandan daha az, yüzde 2,1 daraldı. Takip eden yıllar için de tahminlerin tutmadığı görüldü. Dünya Bankası’nın 2023 yılı için büyüme tahmin oranı yüzde 0,6 iken gerçekleşen büyüme yüzde 3,6; 2024 yılı için yüzde 1,3 iken yüzde 4,3 oldu. Yine raporda belirtilen 2,6 milyon insanın yoksulluk sınırı altına düşeceği beklentisinin aksine, 2021-2023 yılları arasında yoksulluk oranı yüzde 11’den yüzde 9,3’e; kişi sayısı 16 milyondan 13,5 milyona düştü.

Rusya’nın ekonomik kaldıracı

Rusya’ya dair beklentilerin aksi yönde ortaya çıkan bu tablonun anlaşılmasında “askeri Keynesçilik” kavramı açıklayıcı olabilir. Bu kavrama göre, devletlerin askeri harcamalarda gerçekleştirdikleri artış, diğer kamu harcamalarındaki artışın sonuçlarına benzer şekilde ulusal ekonomiyi canlandırıcı bir işlev görür. Savunma sanayisine yönelik yapılan harcamalar savunma ve bağlı sektörlerdeki talebi artırarak toplam üretim çıktısında artış sağlanmasına yol açar; buna bağlı olarak işsizlik oranlarında düşüş yaşanır ve işgücü piyasasındaki daralma aracılığıyla da reel ücretlerde artış gerçekleşir. Bu durumun sonucu olarak oluşan harcanabilir gelirdeki artış, çarpan etkisi yaratarak ulusal ekonominin diğer sektörlerinde de büyümeye yol açar.

2021-2024 yılları arasındaki Rusya ekonomisine dair veriler incelendiğinde, kavramın ifade ettiği senaryoya uygun nitelikte bir tablo gözlemleniyor. 2021 yılında devletin savunmaya yaptığı harcama 65,9 milyar dolar iken bu sayı 2024 yılında yüzde 126’lık bir artışla 149 milyar dolara erişti; savunma harcamalarının GSYH içindeki payı ise yüzde 3,7’den yüzde 7,1’e yükseldi. Savunma harcamalarındaki artışla aynı zaman aralığında işsizlik yüzde 4,8’den yüzde 2,5’e düştü ve reel ücretlerde yüzde 19,1 oranında artış gerçekleşti . Reel ücretlerdeki ve işsizlik verilerindeki bu iyileşme Rusya’ya karşı uygulanan ekonomik yaptırımlara rağmen gerçekleşti, yaptırımların sonucu olarak 2021 yılında net ihracatın Rusya GSYH’si içerisindeki payı yüzde 9,4 iken bu oran 2024 yılında yüzde 4,3’e düştü. Savunma harcamalarındaki artış, iç piyasada talep artışına yol açarak ihracat gelirlerindeki düşüşün ve yaptırımların diğer etkilerinin yarattığı olumsuz sonuçları sübvanse etti. Elbette bu veriler ele alınırken savunma harcamalarındaki artışın yarattığı etkiler, ulusal ekonomiyi etkileyen diğer faktörler ve devletin süreçte takip ettiği maliye ve para politikaları ile bir arada ele alınmalı.

Rusya’nın kabusunu Avrupa mı görüyor?

Rusya’da bu tablo ortaya çıkarken Rusya devleti bunu bir kalkınma-ekonomi stratejisi olarak konumlandırmadı. Ortaya çıkan tablo, siyasi aktörlerin bilinçli tercihlerinden ziyade savaş koşullarının yarattığı ihtiyaçlar ve Rus savunma sanayisinin halihazırda dünyadaki en büyük savunma sanayilerinden biri olmasıydı. Savunma sanayisinin yüksek üretim kapasitesi, savaş sonucu doğan yüksek talebin yurt dışına yönelmesini büyük oranda kısıtlayarak ulusal ekonomide canlanmaya yol açtı.

Rusya’da savaş koşulları ve yaptırımlara rağmen ekonomide yaşanan olumlu tabloya karşın Avrupa ekonomisinde bunun tersi yönde bir tablo ortaya çıktı. Savaşın başladığı 2022 yılında Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’da ekonomi, 2022 yılında esas olarak pandemi sonrası toparlanma nedeniyle  yüzde 1,8 oranında büyürken takip eden 2023 yılında yüzde 0,3, 2024 yılında yüzde 0,2 daraldı. Ekonominin daralmasında Avrupa’nın Rusya’dan enerji ithalatına getirdiği kısıtlamalar sonucu oluşan yüksek enerji fiyatları önemli rol oynadı.

Batı’da daralmadan çıkışın anahtarı ‘askeri keynesçilik’ mi?

Avrupa, ekonomideki bu olumsuz tabloyu tersine çevirmeye yönelik girişimlerinde askeri harcamaları da öncelikli bir araç olarak kullanmayı planlıyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte Ağustos 2025 tarihinde yaptığı açıklamada “artan savunma harcamalarının ekonomideki büyümenin motoru” olacağını söyledi. Benzer şekilde o tarihteki Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josip Borrell, Kasım 2023 tarihinde yaptığı açıklamada “savunma harcamalarının israf olmadığı” ve “yeni işler yaratacağı ve inovasyonu artıracağı” görüşünü paylaştı. Bu anlayışla uyumlu olacak biçimde Avrupa Komisyonu, Mart 2025’te “Rearm Europe/Readiness 2030” planını duyurdu. Bu plan, AB üyesi ülkelerin savunma harcamalarını artırmaya yönelik somut hukuki ve finansal araçları tanımlarken, bu araçlar aracılığıyla üye ülkeler tarafından 800 milyar EUR tutarında askeri yatırım yapılmasını hedefliyor.

SAFE Programı

Plan kapsamında somut bir finansman mekanizması olması itibarıyla ön plana “SAFE” finansal programı çıkıyor. Program, AB üyesi ülkelere savunma harcamalarında kullanılmak üzere 150 milyar EUR tutara kadar piyasa koşullarına kıyasla daha uzun vadeli ve daha ucuz krediye erişim imkânı tanıyor. Programdan faydalanabilmenin en önemli şartlarından biri temin edilen kredilerle yapılacak satın almalarda, ürünlerin bileşenlerinin en az yüzde 65’inin AB veya Ukrayna’da üretilmiş olma zorunluluğu, bu zorunluluk ile temin edilen kredilerin doğrudan Avrupalı üreticilere yapılan ödemelerde kullanılması buna bağlı olarak Avrupa ekonomisine katkı sunması hedefleniyor benzer amaçla krediler kullanılarak yapılacak satın almalarda sözleşmelerin Avrupa’da yerleşik firmalarla yapılması zorunlu tutuluyor. Bu bağlamda önemli bir nokta; dünyanın en büyük savunma sanayi üreticisi ve AB’nin bir numaralı ortağı ABD’ye program kapsamında herhangi bir ayrıcalık tanımlanmıyor olması.

Oluşturulan finansman mekanizmaları ve halihazırda Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarındaki yaptığı artışa rağmen bu adımların Avrupa’da Rusya’dakine benzer sonuçlara yol açacağı ise şüpheli, bu şüphenin oluşmasında Rusya ve Avrupa savunma sanayileri arasındaki farklılıklar önemli faktörlerden biri.

Model, Avrupa’da etkili olur mu?

Bu farklılıklardan ilki, Rusya savunma sanayisi, sahiplik yapısı itibarıyla devlet kontrolünde iken Avrupa genelinde savunma sanayisi, devletlerin önemli bir payı olmakla beraber özel sektör kontrolünde. Bu durum, Rusya devletinin sektör üzerinde yüksek düzeyde kontrolünü sağlayarak savaş koşullarının yarattığı talebin karşılanması, bu bağlamda üretimin hızlı bir şekilde artırılması ve üretimin koordinasyonu konusunda Rusya’ya Avrupa’ya kıyasla önemli bir avantaj sağlıyor. Rusya’da üretimdeki hızlı artış, işgücüne olan ihtiyacın da hızla artmasını beraberinde getirdiği için savunma harcamalarındaki artış kısa sürede çarpan etkisiyle ulusal ekonomiyi canlandırıcı bir rol oynadı. Avrupa’da ise bu farklılıktan kaynaklı savunma harcamalarındaki artışın doğrudan üretimde ve işgücüne olan ihtiyaçta artışa yol açması pek olası görünmüyor.

Avrupa ve Rusya arasındaki başka önemli bir fark, savunma sanayisinin müşteri portföyleri arasındaki fark; Rusya’da savunma sanayii, ihracat kalemi bulunsa da ağırlıklı olarak Rusya ordusuna yönelik üretim gerçekleştirirken, Avrupa savunma sanayisi farklı ihtiyaç ve gerekliliklere sahip olan müşteri portföyüne sahip; bu durum Rusya’da Avrupa’ya kıyasla üretimin daha koordineli yönlendirilmesini ve toplam üretim çıktısındaki artışı kolaylaştırıyor. Bunun sonucu olarak, savunma harcamalarındaki artışın ulusal ekonomiye olumlu katkısı daha etkili bir şekilde yansıyor.

Son olarak, Rusya savunma sanayisinin ulusal ekonomiye etkisi, savaş öncesi dönemde dahi Avrupa savunma sanayisinin Avrupa ekonomisindeki etkisine kıyasla daha fazlaydı. Savaş öncesi dönemde Rusya’da 2019 yılında yaklaşık olarak iki milyon kişi istihdam edilmekteydi, bu sayı o dönem Rusya’daki toplam istihdamın yüzde 2,8’ini oluşturuyordu. Mukayeseli bakarsak, 2020 yılındaki verilere göre, Avrupa’da 462.800 kişi savunma sanayinde istihdam edilmekte iken bu sayı toplam istihdamın yüzde 0,2’sini oluşturuyordu. Savaşla beraber Rusya’da 2024 yılında savunma sanayisinin toplam istihdamdaki payı yüzde 5,1’e yükseldi. Bu durum, ulusal ekonomide savaş sonrası Rusya’daki iç talep yükselişinde önemli bir rol oynadı; Avrupa’da savunma sanayisinin istihdamdaki payının çok daha düşük olması savunma harcamalarındaki artışın iç talebe etkisinde kısıtlayıcı bir durum oluşturacaktır.

Rusya, savaş koşullarında “askeri keynesçiliğin” 21. yüzyılda ilginç bir örneğini teşkil ediyor. Gelecek dönemde Avrupa planlarına uygun şekilde hareket edecek olsa da Rusya’daki gelişmelerin Avrupa’da tekrar etme olasılığı pek yüksek  görünmüyor.

Önceki

Şubeleşen sömürü, zincirlenen işçi: Migros depoları ve yeni emek rejimi