<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Adil Osman, Mefhum&#039;da yazıyor...</title>
	<atom:link href="https://www.mefhumdergi.com/author/adil-osman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.mefhumdergi.com/author/adil-osman/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Apr 2026 17:19:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cropped-facicon-32x32.png</url>
	<title>Adil Osman, Mefhum&#039;da yazıyor...</title>
	<link>https://www.mefhumdergi.com/author/adil-osman/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Neoliberalizm, toplumsal çözülme ve sosyal anomi</title>
		<link>https://www.mefhumdergi.com/neoliberalimz-toplumsal-cozulme-ve-sosyal-anomi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adil Osman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 17:12:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çözülme]]></category>
		<category><![CDATA[manset]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mefhumdergi.com/?p=3815</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk, tarih boyunca egemen sistemlerin kendi devamlılığını sağlamak için kullandığı bir &#8220;toplumsal laboratuvar&#8221; olmuştur. Dünün &#8220;itaatkâr vatandaş&#8221; üretme&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/neoliberalimz-toplumsal-cozulme-ve-sosyal-anomi/">Neoliberalizm, toplumsal çözülme ve sosyal anomi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk, tarih boyunca egemen sistemlerin kendi devamlılığını sağlamak için kullandığı bir &#8220;toplumsal laboratuvar&#8221; olmuştur. Dünün &#8220;itaatkâr vatandaş&#8221; üretme fabrikası olan okullar, bugün neoliberalizmin &#8220;girişimci ve acımasız birey&#8221; prototiplerini üreten mekanlara dönüşmüştür. Ancak çözüm, eskiyi restore etmek değil; çocukluğu çağın dijital, sosyal ve örgütsel parametreleriyle yeniden tanımlamaktır.</p>
<p>Okul koridorlarında çekilen bir bıçak-silah, sadece o anki bir öfke krizinin değil; uzun süredir işleyen, sessiz ve sistematik bir çöküşün habercisi olarak algılanmalıdır. Okul içi şiddeti ve gençlerin organize suç örgütlerine kayışını &#8220;ergenlik hezeyanı&#8221; veya &#8220;disiplinsizlik&#8221; parantezine sıkıştırmak, devleti ve sermayeyi aklayan konforlu bir yalandır.</p>
<p>Rüşvetin rasyonelleştiği, mafyatik ilişkilerin estetize edildiği bir üst yapı, çocuğun zihninde &#8220;başarı&#8221; tanımını değiştirmiştir. Bugün eline bıçak alan çocuk, sistemin ona sunduğu &#8220;kurallı kaybeden mi, kuralsız kazanan mı?&#8221;sorusuna en mantıklı cevabı vermektedir.</p>
<p>Rasyonel ve sosyolojik bir okuma yapıldığında gerçek yüzümüze çarpar: Şiddet; asi çocukların yarattığı bir kaos değil, insansızlaştırıp bireyselleştiren, “ben”i öne çıkaran bir sisteme karşı verilen hastalıklı, çarpık olağan bir tepkidir. Çocuk dünyasına ilişkin yaklaşım Türkiye’de pedagojik yaklaşımdan epey uzak durumdadır. Toplumda bu düzlemde bilinç yoksunluğu da herhangi bir olayda çocukların suçlanmasına değin uzanmaktadır.</p>
<p>Bugün Türkiye’de çocukların, devlet eliyle yasal sömürüye (MESEM) veya sokaklarda yasadışı sömürüye (çeteler) itildiği bu iki uçlu cendereyi; uluslararası veriler, Avrupa&#8217;daki çağdaş krizler ekseninde yeniden okumak durumundayız.</p>
<p>Türkiye&#8217;de &#8220;gençleri meslek sahibi yaparak sokaktan kurtarma&#8221; kılıfıyla pazarlanan Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), yapısal bir analizden geçirildiğinde Avrupa&#8217;daki örneklerinden tamamen kopuk, &#8220;devlet destekli çocuk işçiliği&#8221; modeline dönüşmüştür. Hatta MESEM başından itibaren bu şekilde kurgulanmıştır.</p>
<p>Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre Avrupa&#8217;da (özellikle Almanya&#8217;daki &#8220;Dual Sistem&#8221; gibi örneklerde) mesleki eğitim, genci orta sınıfa taşıyan, sıkı iş güvenliği yasalarıyla korunan ve pedagojik gözetim altında tutulan bir &#8220;sosyal entegrasyon&#8221; aracıdır. Türkiye’de ise durum taban tabana zıttır. OECD&#8217;nin &#8220;Eğitimde ve İstihdamda Olmayan Gençler (NEET)&#8221; raporlarında Türkiye yıllardır zirveyi zorlarken, sistemin bulduğu çözüm çocukları okuldan tamamen koparıp sanayinin merdiven altı çarklarına fırlatmak olmuştur.</p>
<p>İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi&#8217;nin raporları, bu vahşi politikanın bilançosunu acı bir şekilde ortaya koymaktadır: Sadece son bir yılda onlarca çocuk MESEM kapsamında &#8220;stajyer&#8221; veya &#8220;çırak&#8221; adı altında çalıştırılırken iş cinayetlerinde pres makinelerine, inşaat asansörlerine veya sac levhalarına sıkışarak can vermiştir.</p>
<p>MESEM, çocuğu yoksulluktan kurtarmaz; yoksulluğu kurumsallaştırır. Haftanın 4 günü ağır sanayide, asgari ücretin üçte biri gibi bir harçlıkla çalıştırılan çocuk, Paulo Freire&#8217;nin deyimiyle tam bir &#8220;nesneleştirme&#8221; sürecinden geçer. Çocuğa şu mesaj verilir: &#8220;Senin zihnin veya hayallerin önemli değil; bedenin, sermaye için ucuz bir yedek parçadır.&#8221;</p>
<p>Freire, geleneksel eğitimi bir banka işlemine benzetir. Öğrenci boş bir kasa, öğretmen ise o kasaya bilgi yatıran kişidir. Ancak Türkiye&#8217;de bu &#8220;Bankacı Eğitim Modeli&#8221; sınıfı da aşmış, doğrudan atölyelere inmiştir.</p>
<p>&#8220;Eğitim, bir yatırma eylemi haline gelir; öğrenciler yatırım nesneleridir&#8230; Bu modelde insan, bilinçli bir varlık olmaktan çıkar, içi doldurulacak bir kaba dönüşür.&#8221; — Paulo Freire</p>
<p>Çocukluğunu yaşamadan yetişkinlerin acımasız çalışma dünyasına fırlatılan, haftasonu bile dinlenemeyen, emeği değersizleştirilen genç; mahallesine döndüğünde ne görür?</p>
<p>Aynı yaştaki çete üyesinin lüks araçlarla gezdiğini ve sokakta &#8220;korku karışımı bir saygıyla&#8221; karşılandığını.<br />
Sosyolog Pierre Bourdieu&#8217;nün &#8220;Sosyal sermaye&#8221; kavramıyla açıklarsak; okulun ve devletin kendisine hiçbir yasal sosyal sermaye sunmadığı çocuk, &#8220;sokak sermayesine&#8221; yönelir.</p>
<p>Emeğin değersizleştiği yerde, gayrimeşru yolların sunduğu hızlı para rasyonalize olur. Fabrikada ustasından yediği azarla &#8220;hiçleşen&#8221; çocuk, eline bir silah aldığında aniden &#8220;var olduğunu&#8221; hisseder. Suç, kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bu yoksul çocuklar için irrasyonel bir sapkınlık değil, acımasızca mantıklı bir kariyer seçimidir.</p>
<h2>İnsansızlaştırma ve şiddetin özelleştirilmesi</h2>
<p>Zorbalığın ve şiddetin kökenine dair en büyük yanılgı, şiddetin yalnızca yokluktan doğduğunu sanmaktır. Manipülatif çevrelerce kabul görmese de şiddet bizatihi sistemin öğrettiği bir dil ve seçenektir.</p>
<p>&#8220;Şiddet, ezenlerin, sömürenlerin ve başkalarını insan olarak tanımayanların başlattığı bir şeydir; ezilenlerin, sömürülenlerin ve insan yerine konmayanların değil. Şiddet, insanları nesneleştiren her türlü eylemdir.&#8221; &#8211; Freire</p>
<p>Okuldaki “zorba öğrenci” ya da sokaktaki çete tetikçisi, aslında sistemin acımasız rekabeti içinde sevgisiz bırakılmış ve &#8220;başarısız/işçi&#8221; etiketiyle nesneleştirilmiş çocuktur. Türkiye&#8217;de TÜİK verilerine yansıyan &#8220;son bir yılda 612 binden fazla çocuğun suça itilmesi&#8221; gerçeği, bir asayiş zafiyeti değil, açık bir pedagojik katliamdır. Sorun yalnızca bu da değildir. Eğitimdeki dincileştirme politikaları da sorunun ana dinamiklerinden biri olarak önümüzde durmaktadır. Okul saldırılarından hemen sonra Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, yaptığı açıklamada Hz. Muhammed’in hayatının müfredatla uyumlu hale getirilmesini salık vermiş, ilimin bu şekilde hikmetli olacağını savunmuştur.</p>
<p>Avrupa Polis Teşkilatı&#8217;nın (Europol) son raporları, özellikle İsveç ve Fransa gibi ülkelerdeki göçmen veya yoksul banliyölerinde çetelerin (tıpkı Türkiye&#8217;deki Daltonlar veya Barış Boyun suç örgütleri gibi) çocukları &#8220;yaşları küçük olduğu için az ceza alacakları&#8221; vaadiyle nasıl birer silaha dönüştürdüğünü belgelemektedir. Ancak Türkiye&#8217;deki durumu Avrupa&#8217;dan ayıran en trajik fark; devleti temsil eden mekanizmaların (okul, adalet, sosyal hizmet) da bu yoksul çocuklara sanayide &#8220;ölmeyi&#8221; veya sokakta &#8220;öldürmeyi&#8221; dışında onurlu bir üçüncü yol sunamamasıdır.</p>
<h2>Tarafsızlık miti ve sessizlik kültürü</h2>
<p>Eğitim asla tarafsız olamaz. Freire&#8217;nin altın kuralıdır bu: &#8220;Eğitim ya insanları mevcut sistemin mantığına uydurmak için bir araçtır ya da özgürlük pratiğidir.&#8221;</p>
<p>Bugün okullara kurulan turnikeler, X-ray cihazları ve artırılan güvenlik önlemleri sadece bir &#8220;güvenlik tiyatrosudur&#8221;. Fabrikada ucuza çalışmak ile sokakta gayrimeşru işlere bulaşmak arasında sıkışan bir gence okul, &#8220;Sessizce dersini dinle ve mevcut düzene itaat et&#8221; diyorsa, eğitim bir özgürleşme pratiği değil, baskı aracıdır. Bu baskıyı kabul etmeyen, sistemin dışına itilmiş çocuklar, kendi adaletlerini okul koridorlarında fiziksel şiddetle sağlamaya kalkarlar.</p>
<p>Devletin çocukları suça itildiklerinde hapse atarak &#8220;sessizlik kültürüne&#8221; mahkum etmesi, yoksulluk bataklığının üzerini örtmektir. Diyalog kurmadan, o çocuğun dünyasına (yoksulluğuna, aile içi şiddetine, aidiyet krizine) yukarıdan ve cezalandırıcı bir dille bakarak hiçbir çete çökertilemeyeceği gibi sorunlar da çözülemez.</p>
<h2>Hangi sömürüyü seçeceksin?</h2>
<p>İddialı ve açık bir çıkış yapmak gerekirse: Türkiye&#8217;de çocuk işçiliği ve MESEM gerçeği, çeteleşmenin karşısında bir &#8220;çözüm&#8221; değildir; çeteleşmenin stajyerlik aşamasıdır.</p>
<p>Her ikisi de aynı madalyonun iki yüzüdür: Biri sermaye ve devlet eliyle yapılan yasal sömürü, diğeri ise suç örgütleri eliyle yapılan yasadışı sömürüdür. Her ikisi de neoliberalizmin sonucudur.</p>
<p>İş cinayetlerinde pres makinesine sıkışarak hayatını kaybeden MESEM çocukları ile çete çatışmalarında sokak ortasında vurulan tetikçi çocukların hikayesi, aynı neoliberal yoksulluk bataklığında yazılmaktadır.</p>
<p>Eğer okul koridorlarındaki kanı ve sokaklardaki mafya düzenini gerçekten bitirmek istiyorsak; çocukları birer &#8220;güvenlik tehdidi&#8221; veya &#8220;ucuz işgücü&#8221; olarak görmekten vazgeçip, onlara adil bir gelir, nitelikli bir sosyal çevre ve &#8220;insan olduklarını&#8221; hatırlatacak bir pedagoji sunmak zorundayız. Aksi takdirde, devletin terk ettiği o boşluğu, lüks arabaları ve sahte aidiyetleriyle mafya doldurmaya devam edecektir.</p>
<p>MESEM, kentsel yoksulluk veya okullardaki güvenlik açıkları aslında devasa bir sarsıntının yüzeye vuran çatlaklarıdır. Asıl fay hattı, Türkiye’nin içinden geçtiği &#8220;toplumsal çözülme&#8221; krizidir.</p>
<p>Türkiye’nin mevcut toplumsal çözülmesini merkeze alarak elde edeceğimiz en rasyonel ve iddialı çıkarım şudur: Sokaklardaki şiddet ve çeteleşme, yoldan çıkmış gençlerin bir sapkınlığı değil; çökmüş bir &#8220;toplum sözleşmesine&#8221; ve kuralsızlaşmış bir ülkeye gençlerin gösterdiği vahşi ama &#8220;rasyonel&#8221; bir adaptasyondur.</p>
<p>Sosyolog E. Durkheim, toplumun ortak değerlerinin, kurallarının ve ahlaki bağlarının zayıflamasını “Anomi&#8221; olarak tanımlar. Türkiye şu an akut bir anomi yaşamaktadır.</p>
<p>Gençler, yazılı kanunlar ile sokaktaki gerçekliğin birbirini tutmadığını çok erken yaşta fark etmektedirler. Adaletin geciktiği, liyakatin yerini adam kayırmacılığın aldığı, &#8220;işini bilen&#8221; yasadışı figürlerin cezasız kaldığı (hatta lüks içinde sosyal medyada pazarlandığı) bir ülkede, &#8220;dürüst vatandaş&#8221; olmanın bir enayilik olduğu algısı yerleştirilmektedir. Anomik bir toplumda çeteleşmek, kanunlara uymaktan daha &#8220;mantıklı ve kazançlı&#8221; bir hayatta kalma stratejisine dönüşür. Gençler aslında sistemi bozmuyor; zaten bozulmuş olan sistemin yazısız kurallarına uyum sağlıyorlar. Bugün Türkiye’de (özellikle sosyal medyanın da pompalamasıyla) gençlere dayatılan tek bir başarı hedefi var: Hızlı zenginlik, lüks tüketim ve şatafat.</p>
<p>Sistem, yoksul bir gence &#8220;lüks arabalara binmelisin&#8221; hedefini dayatırken; ona sunduğu yasal araç (MESEM&#8217;de karın tokluğuna çalışmak veya diplomalı işsiz olmak) bu hedefe ulaşmayı matematiksel olarak imkansız kılıyor. Türkiye’de toplumsal çözülme, eğitimi bir &#8220;sınıf atlama aracı&#8221; olmaktan çıkardığı an, gençler hedeflerine ulaşmak için mafyayı bir asansör olarak kullanmaya başlamıştır.</p>
<p>Neoliberal politikaların vahşileşmesi ve kentsel adaletsizliklerin artmasıyla devlet, yoksul mahallelerden sosyal hizmetler, nitelikli eğitim ve fırsat eşitliği anlamında çekilmiş; o bölgelere sadece polis panzerleriyle (ceza ve güvenlik bağlamında) uğrar olmuştur.</p>
<p>Bugün okul koridorunda arkadaşını bıçaklayan veya tetikçi olmak için sıraya giren çocuk; rüşvet alan yetkilinin, kara para aklayan fenomenin, işçisinin hakkını gasp edip vergi affından yararlanan patronun veya mafya ile fotoğraf çektiren siyasetçinin sokaktaki iz düşümüdür. Gençler, yetişkinlerin dünyasındaki ikiyüzlülüğü görmüş ve şu rasyonel ama yıkıcı kararı vermiştir: &#8220;Madem bu ülkede kurallara uyanlar kaybediyor ve güçlünün hukuku işliyor; o halde ben de güçlü ve acımasız olmalıyım.&#8221;</p>
<p>Son günlerde yaşanan saldırıların müsebbibi ne oyunlar ne de dizilerdir. Bunlar ana dinamik değildir. Sorun alabildiğine toplumsaldır. Eğitim politikalarından makbul aile mühendisliğine kadar iç içe geçmiş sorunlar yapısaldır. Bugün yaşadıklarımız sonuçtur neden değil. Dolayısıyla çözüm ne okul kapılarına asker-polis yığmaktır ne de tek başına çocuğu cezalandırmaktır.</p>
<p>Çocukların yetişkin gibi cezalandırılmasını talep edenler son aylarda bir hayli arttı. Peki ne talep ediliyordu? Bu çocuklar ağır cezalar alsınlar, toplumdan dışlansınlar vb…</p>
<p>Maraş ve Antep’te yaşanan iki örneğe bakalım. Her iki çocuk da saldırılardan hemen sonra intihar ederek yaşamına son vermiştir. Yani çözüm, çocukların yetişkin gibi yargılanıp ağır cezalar almasından geçmemektir. Çözüm pedagojik, laik ve bilimsel eğitimin yanı sıra toplumsal çözülmeyi önleyecek tedbirlerden geçmektedir. Her zamankinden daha çok rasyonel akla ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde sağ duyulu otoritelerin popülist söylemlerden kaçınarak, sorumlu davranması gerektiğini göstermektedir.</p>
<p>Çözüm; okul kapılarına yığılan askerler değil, mahallelerin içine yayılan şefkat, adalet ve rasyonel akıldır. Popülist cezalandırma taleplerine karşı, pedagojik bir savunma hattı kurmak zorundayız. Çünkü bir çocuğu kurtarmak, sadece bir bireyi değil, o çocuğun temsil ettiği toplumsal geleceği sistemin yıkıcı dişlilerinden çekip almaktır.</p>
<p>Dijitalleşmeyi bir &#8220;tehdit&#8221; olarak görüp yasaklamak yerine, çocukların dijital dünyadaki örgütsel bağlarını pozitif ve üretken bir zemine taşıyacak &#8220;dijital yurttaşlık&#8221; ve &#8220;kolektif üretim&#8221; modelleri teşvik edilmelidir.</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/neoliberalimz-toplumsal-cozulme-ve-sosyal-anomi/">Neoliberalizm, toplumsal çözülme ve sosyal anomi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
