<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mefhum Dergi, Mefhum&#039;da yazıyor...</title>
	<atom:link href="https://www.mefhumdergi.com/author/mefhumdergi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.mefhumdergi.com/author/mefhumdergi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Feb 2026 18:23:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cropped-facicon-32x32.png</url>
	<title>Mefhum Dergi, Mefhum&#039;da yazıyor...</title>
	<link>https://www.mefhumdergi.com/author/mefhumdergi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şubeleşen sömürü, zincirlenen işçi: Migros depoları ve yeni emek rejimi</title>
		<link>https://www.mefhumdergi.com/subelesen-somuru-zincirlenen-isci-migros/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mefhum Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 17:50:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emek]]></category>
		<category><![CDATA[Amazon]]></category>
		<category><![CDATA[DGD SEN]]></category>
		<category><![CDATA[manset]]></category>
		<category><![CDATA[Migros]]></category>
		<category><![CDATA[Perakende]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mefhumdergi.com/?p=3790</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye ekonomisinin son on yılına damga vuran &#8220;hizmet ve ticaret odaklı büyüme&#8221;, beraberinde devasa bir lojistik ve perakende&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/subelesen-somuru-zincirlenen-isci-migros/">Şubeleşen sömürü, zincirlenen işçi: Migros depoları ve yeni emek rejimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye ekonomisinin son on yılına damga vuran &#8220;hizmet ve ticaret odaklı büyüme&#8221;, beraberinde devasa bir lojistik ve perakende ağı getirdi. Ancak bu büyüme, sadece ekonomik verilerle değil, işçinin bedeninin ve zamanının en ince ayrıntısına kadar denetlendiği, sendikasızlaştırmanın kural haline geldiği </span><b>&#8220;despotik bir emek rejimi&#8221;</b><span style="font-weight: 400;"> üzerinden yükseliyor. Özellikle son birkaç yıldır devam eden tartışmalar yeniden gündemde. Migros depolarından patron Tuncay Özilhan ailesinin evinin önüne uzanan eylemler, Migros marketlerin çeşitli şubelerinde kasa kilitleme eylemleri, demokratik kitle örgütlerinin çeşitli eylemler ve defalarca kez gözaltı uygulaması tartışmayı yeniden alevlendirmiş durumda. Migros depolarındaki fiili eylemlilik, bu yeni emek rejimine dair çok yönlü bir bakışı zorunlu kılıyor. </span></p>
<h2><b>Sermaye kompozisyonu: Düşük marj, yüksek devir, maksimum sömürü</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Sektörün anatomisini anlamak için &#8220;düşük kâr marjı&#8221; argümanının arkasındaki gerçeği deşifre etmek gerekiyor. Perakende sektörü, kârını ürün başına fiyattan ziyade, </span><b>stok devir hızı</b><span style="font-weight: 400;"> ve </span><b>işlem hacmi</b><span style="font-weight: 400;"> üzerinden sağlıyor. Perakende devlerinin &#8220;kârlılık düşük&#8221; argümanını boşa çıkaran en büyük kanıt ise Kamuoyunu Aydınlatma Platformu’na (KAP) bildirilen mali tablolar olarak karşımıza çıkıyor. Perakende sektöründe kâr, tekil ürün marjından elde edilmiyor. Gündemdeki Migros’un bir şubesinin günlük cirosu 250 bin liradan fazla. Yıllık ciro büyümesi ise yüzde 80’e yaklaşmış durumda. Zincir devler arasındaki taban büyüme yüzde 65 ile başlıyor yüzde 80’e kadar çıkıyor. Bu da aslında ne türden bir sermaye birikimi olduğunu kanıtlar nitelikte.</span></p>
<p><b>Perakende devlerinin son </b><span style="font-weight: 400;">10 yılda şube sayısı yüzde 193 arttı. Sermayenin sadece merkezde toplanmadığını, mahalle aralarına kadar kılcal damarlar gibi sızdığını zaten yaşadığımız ilçe, semt, mahalle ve kasabalardan biliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şirketlerin sunduğu yüzde 2-3’lük net kâr marjları, milyarlarca liralık cirolar göz önüne alındığında devasa bir sermaye birikimine tekabül ediyor. Bu modelin sürdürülebilirliği tek bir şeye bağlıdır: </span><b>Maliyetleri yani ücretleri baskılamak, sendikalarla en iyi ihtimalle uzlaşmak ya da iş kolu alanlarını değiştirerek sendikasızlaştırma çabasını nihayete erdirmek.</b></p>
<h2><b>Yeni emek rejimi: &#8220;Esnek&#8221; ama prangalı çalışma</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Perakende ve depo işçiliği, Türkiye&#8217;de &#8220;yeni işçi sınıfının&#8221; merkez üssü haline geldi. Bu rejim, geleneksel sanayi işçiliğinden farklı olarak şu unsurlar üzerine kuruldu: </span><b>Çoklu görev. Yani günlük yaşamımızda az işçi, çok iş olarak sirayet eden pratik. </b><span style="font-weight: 400;">Böylelikle emek yoğunluğu artmış oluyor ve iş tanımı da muğlaklaşıyor. Parçalı istihdam ise başka bir boyut. Migros ve benzeri depolarda gördüğümüz &#8220;iş kolu değişikliği&#8221; ve taşeron kullanımı, işçi sınıfının birliğini parçalamayı hedefliyor. Bu esasında yeni uygulama değil. Sanayi devrimiyle birlikte, sermayenin en temel stratejisi bu pratik etrafında şekilleniyor. Aynı çatı altında farklı haklara sahip işçiler yaratarak sendikal örgütlenmenin önüne set çekilmiş oluyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşçilerin yüzde 50 zam talebi, bir lüks değil, biyolojik ve sosyal olarak bir var olma çabası. Gıda enflasyonunun Avrupa ortalamasının 11 katından fazla olduğu Türkiye gerçekliğinde, sabit gelirli işçi için her geçen gün bir &#8220;yoksullaşma savaşı&#8221; anlamına geliyor.</span></p>
<h2><b>Direnişin kriminalize edilmesi ve sendikal baskı</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">DGD-SEN’in hedefe konulması ve işçilerin defalarca gözaltına alınması, devlet-sermaye işbirliğinin en çıplak ve en tanınan pratiğini gösteriyor. Sektördeki emek rejimi bu yönüyle sadece ekonomik olmaktan çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Migros işçilerinin yaktığı ateşin üç harflilere ve diğer depolara sıçraması en büyük korku. Öfke sınıfsal, eylemde öyle. Yıllardır irili-ufaklı çeşitli eylemler yapıldı. Sermaye açısından en büyük korku, eylemlerin domino etkisi yaratması, bundandır şiddetin dozunun artması.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye perakende sektörü, devasa kârlarını işçinin &#8220;artık-emeği&#8221; ve &#8220;çalınmış zamanı&#8221; üzerine inşa edildi. Olup bitenleri yalnızca bir zam pazarlığı olarak kavramamak, bir halka geriden bütün bir çerçeveden bakmak gerekiyor. Sektörün devasa büyümesi işçinin sofrasından çalınanlarla finanse ediliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şirketlerin, işçinin emeği yani &#8220;bedava kredi&#8221; ile büyürken, zamları enflasyonun altında tutarak kasadaki likiditeyi maksimize eden döngüsü kırılmadıkça, sesler cılız kaldıkça, şiddetin dozu da artmaya devam edecek.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şirketler, “maliyeti karşılayamıyoruz” derken, aslında bu devasa birikimi yaratan ellerle, paylaşmak istemiyorlar. Tek başına BİM’in bugün 12 binden fazla şubesi bulunuyor. Resmi kaynaklara göre Migros’un yıllık ciro büyümesi yüzde 80&#8217;in üzerinde. Büyüme, toplam giderin yüzde 2&#8217;sini bile etkilemiyor.</span></p>
<p><b>Yani şirketler hiç olmadığı kadar zengin, işçi hiç olmadığı kadar verimli ve yoksul.</b><span style="font-weight: 400;"> Erzurum’dan İstanbul’a, Van’dan Trabzon’a yayılan bu direniş, Migros’un &#8220;parlak&#8221; bilançolarının arkasındaki gizli maliyeti; yani işçinin çalınan emeğini, ödenmeyen promosyonunu ve yok sayılan sendikal hakkını gün yüzüne çıkarıyor. Kriminalize edilen DGD-SEN aslında Migros&#8217;un </span><b>&#8220;maliyet minimizasyonu&#8221;</b><span style="font-weight: 400;"> stratejisine karşı, hayatın </span><b>&#8220;insanileştirilmesi&#8221;</b><span style="font-weight: 400;"> mücadelesini veriyor. Oysa Migros uzun yıllar sonra döviz borcunu sıfırlayarak &#8220;pozitif nakit&#8221; pozisyonuna geçmişti. Yani şirketin elinde işçiye yüzde 50 değil, yüzde 100 zam yapacak finansal hacim mevcut.</span></p>
<h2><strong>Amazon depolarına kısa bakış</strong></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Dev teknoloji şirketlerinin işçi haklarını hiçe sayan, gözetim odaklı ve devletlerin denetim mekanizmalarını aşan gücü, &#8220;yeni bir otoriterlik&#8221; biçimi olarak tartışılıyor. Artık işçinin başında bir ustabaşı değil, bir kod duruyor. Bu durum, emeğin üzerindeki denetimi mutlaklaştırırken, işçiyi makinenin bir uzantısı haline getiriyor. Üretimden ziyade &#8220;dağıtımın&#8221; merkeze oturduğu bir dönemde, Amazon deposu modern zamanın fabrikasıdır. Direnişler de bu stratejik düğüm noktasını hedef alarak tedarik zincirini kırmayı amaçlıyor.</span></p>
<p>Baskılar sonucu Amazon, bazı bölgelerde asgari saatlik ücretlerini artırmak ve güvenlik protokollerini (göz boyama düzeyinde de olsa) güncellemek zorunda kaldı. Şirketin sendika düşmanı faaliyetleri birçok ülkede yargıya taşındı ve bazı işten çıkarmaların &#8220;hukuksuz&#8221; olduğu tescillendi.</p>
<p>Pandemiyle birlikte Amazon depolarında filizlenen direniş çizgisi, izleyen yıllarda bir tür barikata dönüştü. Direnişin modern anlamdaki ilk kıvılcımı, Mart 2020’de New York’taki <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="69">JFK8</b> deposunda başladı. İşçilerin hijyen ekipmanı eksikliği ve enfekte olan arkadaşlarının gizlenmesine karşı duyduğu öfke eylemleri etkiledi. Başlangıçta küçük bir grup işçinin iş bırakmasıyla başladı. Christian Smalls’un liderliğindeki bu eylem, işten çıkarmalarla sonuçlansa da Amazon tarihinde bir sembol haline geldi. Örgütlenemez&#8221; denilen depo işçilerinin resmi bir kimlik kazanması &#8216;kazanım&#8217; olarak tarihteki yerini aldı. Amazon İşçi Sendikası (<b data-path-to-node="7,0,0" data-index-in-node="60">ALU</b>), Amazon tarihindeki ilk resmi sendikalaşma oylamasını kazandı. Bu, devasa bir katılım motivasyonu yarattı. Türkiye’de özellikle Kocaeli Dilovası&#8217;ndaki Ceva/Amazon deposunda işçiler, <b data-path-to-node="7,1,0" data-index-in-node="98">DGD-SEN</b> (Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası) öncülüğünde direnişe geçti. Katılım, depo önündeki fiili nöbetlerle ve vardiya çıkışlarındaki protestolarla sağlandı. Direnişin en kitlesel ve çok uluslu hali, her yılın en yoğun alışveriş günü olan <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="81">&#8220;Black Friday&#8221;</b> (Kara Cuma) dönemlerinde gerçekleşiyor. Sadece depo işçileri değil, iklim aktivistleri ve teknoloji çalışanları da &#8220;tekno-dev&#8221;e karşı bu cepheye katıldı. -Elbette bu &#8216;anlamlı&#8217; ve bütünsel bir dönüşümü yaratacak türden cephe birliğine dönüşmedi.-</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Amazon&#8217;da işçi devir hızı yıllık yüzde 150’leri bulabiliyor. Bu, bir işçinin sendikalaşma sürecini tamamlayamadan işten çıkması veya çıkarılması anlamına geliyor. Bu durum, katılımın kalıcı olmasını zorlaştıran en büyük etken. İşçilerin el terminalleri üzerinden takip edilmesi, eylemlere katılımı gizli tutmayı imkansız hale getiriyor. Buna rağmen, 2023 ve 2024 yıllarındaki Black Friday grevlerinde katılımın bir önceki yıla göre yüzde 20-30 bandında arttığı gözlemlendi. Direniş, başlangıçta &#8220;birkaç işçinin tepkisi&#8221; olarak görülürken; bugün uluslararası konfederasyonların desteklediği, mahkeme kararlarıyla meşrulaşan ve Amazon’un bütçesinden &#8220;sendika kırma&#8221; faaliyetleri için milyonlarca dolar harcamasına neden olan <b data-path-to-node="17" data-index-in-node="249">kitlesel bir harekete</b> dönüştü.</span></p>
<p>Bütün yaşananlar bize gösteriyor ki gelecek dünden daha krizli ve çelişki dolu olacak. Peki, mevcut örgütlülük yeterli mi? Sanırım bu soruya cevap için hepimizin düşüncesi ortalama aynıdır, hayır. Adil bir gelecek, huzurlu bir uzlaşıdan değil öfkeli ama politik çelişkiden şekillenecek. Çünkü sanayi bölgelerinin yanı sıra, sokak aralarından kent çeperine yayılmış bu zincir, yaşamın tam ortasında yer almaya devam edecek. Çünkü, kılcal damarlara kadar genişleyen &#8216;tehlike&#8217; beraberinde sermaye için de handikapları beraberinde getiriyor&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/subelesen-somuru-zincirlenen-isci-migros/">Şubeleşen sömürü, zincirlenen işçi: Migros depoları ve yeni emek rejimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neoliberalizmin sahte umudu: Yasa dışı bahis</title>
		<link>https://www.mefhumdergi.com/neoliberalizmin-sahte-umudu-yasa-disi-bahis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mefhum Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 21:57:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[illegal bahis]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[manset]]></category>
		<category><![CDATA[yasa dışı bahis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mefhumdergi.com/?p=3767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Neoliberalizm işçi sınıfının farklı katmanlarını maddi, kimliksel ve sosyal boyutlarıyla atomize hale getirdi. Belirsizlik, statü kaybı-korkusu ve süreklileşen&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/neoliberalizmin-sahte-umudu-yasa-disi-bahis/">Neoliberalizmin sahte umudu: Yasa dışı bahis</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Neoliberalizm işçi sınıfının farklı katmanlarını maddi, kimliksel ve sosyal boyutlarıyla atomize hale getirdi. Belirsizlik, statü kaybı-korkusu ve süreklileşen gelecek kaygısı içerisindeki geniş kesimler yönlerini ‘kolektif bir gelecek’ etrafında tayin edemiyor. Cendereyi anlamlandıramayan toplum parçalanarak kurtuluşu bireysel ama palyatif çözümlerde arıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son yıllarda yüksek enflasyon, borçlanma ve güvencesizlik kıskacı altında sıkışmış milyonlar bir çıkış yolu olarak yasa dışı bahis oyunlarına yoğun bir biçimde yöneldi. İşyerinde, kampüste, evde yahut çeşitli sosyalleşme alanlarında…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dijital bağımlılık hayatımızın gündelik rutinlerinin merkezine oturmuş vaziyettte.  Büyük teknoloji şirketlerinin devasa bütçeler ayırarak oluşturdukları algoritmalar, hayatımızın her noktasında sadece davranış ve tüketim alışkanlıklarını şekillendirmeyle kalmıyor, aynı zamanda düşüncelerimize ve eylemlerimize de yön veriyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dijital platformların sunduğu anlık ve kesintisiz erişim, “kumar davranışını” gündelik yaşamın baskın bir rutini hâline getiriyor. Dijital cüzdanlar, entegre ödeme sistemleri ve hızlı finansman olanakları, bu davranışın sürekliliğini pekiştiren yapısal faktörler olarak karşımıza çıkıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de yasa dışı bahis, yıllık 50 milyar doları aşan devasa hacmiyle yasal pazarın yaklaşık sekiz katına ulaşarak, ekonomik bir faaliyetten ziyade kitlesel bir mülksüzleştirme mekanizmasına dönüşmüş görünüyor.</span></p>
<h2><b>Şafak Çelik örneği</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Şafak Çelik gibi örneklerin de kanıtladığı üzere sistem; &#8220;metalaşmış umut&#8221; vaadiyle bireyi önce finansal, sonra ruhsal ve en nihayetinde hayati bir yıkıma sürüklüyor. Kapitalizmin &#8220;zahmetsiz kazanç&#8221; illüzyonunu dijital bir silah olarak kullanan bu yapı; mahalle bakkallarından sosyal medya fenomenlerine, öğrenci banka hesaplarından (smurfing) sofistike kripto transferlerine kadar yayılan kılcal bir suç ağına çoktan dönüştü bile.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamu otoritelerinin son bir yılda 85 binden fazla siteyi engellemesine rağmen, organizasyonun &#8220;ayna siteler&#8221; ve yurt dışı merkezli sunucularla gösterdiği teknik direnç, sorunun sadece bir asayiş meselesi değil, köklü bir sosyo-ekonomik yapısal kriz olduğuna işaret ediyor. Özellikle bağımlılık yaşının 15&#8217;e düşmesi ve intihar verilerinin şeffaf bir şekilde raporlanamaması, bu krizin toplumsal maliyetinin (ekonomik yıkım, aile parçalanması, uyuşturucuyla geçişkenlik) buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu kanıtlamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Ailemin her şeyini kumar yüzünden çaldım. Belki 4 belki 5 tane evi yedim. Bir sürü nakit para yedim. Ailem borçlarım yüzünden şehir değiştirmek zorunda kaldı, memlekete döndük. Uyuşturucudan kurtuldum ama kumardan kurtulamadım. Annemin hesabında bildiği parayı 10 gün içinde yedim. Para nasıl bitti yemin ederim hiçbir şey bilmiyorum. Sanki ben değildim, başka biriydim. Bir şeyler geri gelmezse hayatıma son vermeyi düşünüyorum…” Bu sözler 37 yaşındaki beden eğitimi öğretmen Şafak Çelik’e ait. Yaşamına son verdikten hemen sonra sosyal medyaya düşen video kaydıyla tanındı. Çelik’in hikayesi yaklaşık 10-15 yıldır Türkiye’de sessizce büyüyen pek çok intiharla sonuçlanan kumar bağımlılığıyla aynıydı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre son bir yıl içinde dünya genelinde yetişkinlerin yüzde 46,2’si ve ergenlerin yüzde 17,9’u en az bir kez kumar oynadı. İnsanları borçlandıran ve hatta intihar etmeye kadar sürükleyen kumar bağımlılığı nasıl ve neden bu kadar yaygınlaştı</span></p>
<h2><b>Kumar oynama yaşı</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Çeşitli raporlara göre Türkiye’de kumar oynama yaşı 15’e kadar düştü. 15 yaşından büyük her 10 kişiden biri hayatında en az bir kez kumar oynadı. Bağımlılıkla mücadelede yalnızca Yeşilay’a başvuran her 7 kişiden 2’si kumar bağımlılığı olduğunu belirtiyor. Kumar bağımlılığı finansal kayıp, ruhsal çöküntü, sosyal ilişkilerde bozulma, boşanma, intihar gibi çok ağır faturalara sebep olmanın yanı sıra alkol ve sigara bağımlılığını tetikleyerek ağır fizyolojik hasarlara da yol açabiliyor. Yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da kumar bağımlılığı kitleselleşmeye devam ediyor. En sade biçimiyle kumar, insanların istedikleri yaşamı elde edebilecekleri en ‘kolay’ yol olduğu vaadinde bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Başlangıçta sosyalleşmek, eğlenmek ya da sorunlardan kaçmak amacıyla oynanan kumar, zamanla kontrol edilemeyen bir bağımlılığa dönüşebiliyor. Kumar bağımlılığı nedeniyle sosyal ve psikolojik çöküntü yaşayıp yaşamına son verenlere ilişkin veriler TÜİK ya da çeşitli kamu kurumları raporlama çalışması yapmıyor. TÜİK, Türkiye’deki intihar vakalarına ilişkin raporunu ise en son 2018 yılında yayımlamıştı. Rapora göre Türkiye’de her yüz bin kişiden 4’ü intihar ediyordu. Ancak bu veri güncel olmadığı için kerteriz alınabilecek vaziyette değil.</span></p>
<h2><b>Kumar oynayanların gözünden</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Agos Gazetesinde İşhan Erdinç imzasıyla yayımlanan bir haberde iki gencin gözünden hikaye aktarımı yapılıyordu. Aren, yasa dışı bahis ile nasıl tanıştığını şu sözlerle anlatıyor: “Ben 17 yaşındaydım. Bizim Ermeni toplumundan birkaç kişi, yasa dışı bahis sitelerinde hesap açıyorlardı. Biz oraya para atıyorduk, o da komisyon alıyordu. Ne kadar çok insan toplarsa o kadar para kazanıyordu. Oturduğum mahalledeki bakkallarda da kaçak bahis oynatılıyordu. Oranları, legal bahis sitelerine göre yüksekti.” Haberin işaret ettiği yer çok mühim. Bahis oyunları mahalle aralarındaki tekel bayilere kadar girmiş durumda. Hikaye devam ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu kez başka bir genç anlatıyor. İsmi Garabet. “Geceleri tek başına oynamaya başladım ve bir süre böyle devam etti. Her param bittiğinde siteye para yüklüyordum. Çoğunlukla rulet oynuyordum. Düzenli olarak oynadım. Sonra bırakmaya karar verdim. Fakat iki sene önce tekrar oynamaya başladım” diyor.</span></p>
<h2><b>Sistem nasıl işliyor?</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Yasa dışı bahis şebekeleri, teknolojik ve hiyerarşik olarak oldukça sofistike bir yapıya sahip. Yurt dışı (genellikle Kıbrıs, Balkanlar veya Uzak Doğu) merkezli lisanssız siteler üzerinden oyun oynatılıyor. Takibi zorlaştırmak için &#8220;öğrenci&#8221;, &#8220;ev hanımı&#8221; veya &#8220;işsiz&#8221; bireylerin banka hesapları/dijital cüzdanları belirli bir komisyon karşılığında kiralanıyor. Türkiye’de bu yöntemle özellikle 18 yaşını henüz doldurmuş olan gençler yoğunlukla kullanılıyor. Hesabın kiralanması karşılığında ise kişiye ödeme yapılıyor. Para bu hesaplar üzerinden parçalara bölünerek (smurfing) sisteme sokuluyor. Son yıllarda banka blokesinden kaçmak için USDT (Tether) gibi kripto paralar ana transfer aracı haline getirilmiş durumda. Maç yayınlarındaki sanal reklamlar, sosyal medya fenomenleri ve SMS yağmurları ile kullanıcılar kesintisiz bir bombardıman içerisinde. Ödül ve bonus hediyelerle paraya ulaşmanın kolaylığına dair cazibe yaratılıyor. Kumar bağımlılarının neredeyse tamamı başlangıçta bu kadar sık oyun oynayacağını düşünmediğini ve bunu hayal edemediklerini belirtiyor.</span></p>
<h2><b>Finansal hacim ne?</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de yasal bahis siteleri Spor Toto Teşkilat Başkanlığı’na bağlı. İçişleri Bakanlığının verilerine göre, yasal bahisin yıllık geliri 6 milyar dolar civarında. Ancak araştırma ve verilere göre, yasa dışı bahis pazarının yıllık geliri 50 milyar dolar. Yasadışı bahisin yıllık hacminin 100 milyar dolara yakın olduğunu belirten çeşitli raporlar da mevcut. Dünya’da ise bu hacim, 1.8 trilyon dolar düzeyinde. Aslında devasa bir ekonomiden söz ediyoruz.</span></p>
<h2><b>Kaç kullanıcı olduğu tahmin ediliyor ve kaç internet sitesi mevcut ediliyor?</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">Son bir yıllık süreçte düzenlenen irili ufaklı yüzlerce operasyonda (SİBERGÖZ serisi dahil) 10 binden fazla şüpheli hakkında işlem yapıldığı ve binlerce kişinin gözaltına alındığı bilinmektedir. (İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın açıklaması)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak gerçek kullanıcı sayısını tespit etmek oldukça zor. Hali hazırda binlerce internet sitesi yasa dışı bahis oynatıyor. Yalnızca 2025 yılında yaklaşık 85 bin internet sitesi yasa dışı bahis nedeniyle erişime engellendi. Son 20 yılda ise yaklaşık 550 bin internet sitesi aynı gerekçeyle erişime engellendi. Fakat, her gün bu internet sitelerinin yenileri açılmaya devam ediyor. O nedenle kullanıcı sayısının milyonlar olduğu düşünülüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rakamların bu kadar yüksek olmasının sebebi, yasa dışı bahis organizasyonlarının teknik hızıyla ilişkili. BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) bir siteyi engellediğinde, şebekeler dakikalar içinde yeni bir alan adı (domain) alarak yayına devam edebiliyor. 2025 yılı itibarıyla sadece domain bazlı değil, sunucu bazlı engellemelere de odaklanılmış ve 12 bin 548 sunucu (server) doğrudan devre dışı bırakılmış.</span></p>
<h2><b>Toplumsal çözülme</b></h2>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Zahmetsiz kazanç&#8221; illüzyonu, enflasyon altında ezilen işçi sınıfı ve güvencesiz gençler için bir &#8220;çıkış kapısı&#8221; gibi pazarlanmakta; ancak sonuç, bireylerin elindeki son varlıkların da (Şafak Çelik örneğinde olduğu gibi ev, nakit ve itibar) sisteme geri pompalanmasıyla bitiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bağımlılık yaşının 15’e düşmesi, toplumsal dokunun en hassas noktasından darbe aldığını gösteriyor. TÜİK’in 2018’den bu yana intihar verilerini şeffaf bir şekilde paylaşmaması, sorunun boyutlarının kamuoyu nezdinde tam olarak algılanmasını engelliyor. Bu &#8220;istatistiksel sessizlik&#8221;, toplumsal krizin teşhis edilmesini de zorlaştırıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">85 bin sitenin kapatılmasına rağmen sistemin &#8220;ayna sitelerle&#8221; devam etmesi, devletin geleneksel yasaklama yöntemlerinin, dijital şebekelerin ‘çevikliği’ karşısında yetersiz kaldığını gösteriyor. Sorun, sadece domain engellemekle çözülemeyecek kadar derin, sosyo-ekonomik bir kökene sahip. Hal böyle olunca, toplum kendi finansal ve psikolojik yıkımını finanse eder noktaya hızla evriliyor. Bu da aslında toplumsal çözülmenin başka bir açısı olarak önümüzde duruyor.</span></p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/neoliberalizmin-sahte-umudu-yasa-disi-bahis/">Neoliberalizmin sahte umudu: Yasa dışı bahis</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye’de neler oluyor?</title>
		<link>https://www.mefhumdergi.com/suriyede-neler-oluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mefhum Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Jan 2026 12:56:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[HTŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[manset]]></category>
		<category><![CDATA[Şara]]></category>
		<category><![CDATA[SDG]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mefhumdergi.com/?p=3763</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 yılının ilk ayında Suriye, emperyalist güçlerin rekabeti, radikal İslamcı grupların saldırganlığı ve bölgesel aktörlerin çıkar çatışmalarıyla dolu&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/suriyede-neler-oluyor/">Suriye’de neler oluyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>2026 yılının ilk ayında Suriye, emperyalist güçlerin rekabeti, radikal İslamcı grupların saldırganlığı ve bölgesel aktörlerin çıkar çatışmalarıyla dolu bir kaosun tam ortasında bulunuyor. Esad rejiminin Aralık 2024&#8217;te yıkılmasından bu yana geçen bir yıldan fazla sürede, Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ) liderliğindeki geçiş hükümeti (Ahmed el-Şara başkanlığında) uluslararası arenada kısmi meşruiyet kazanmış görünse de, bu süreç emperyalist paylaşım kavgalarının ve radikal İslamcı dinamiklerin yeni bir evresini temsil ediyor.</em></p>
<p>Dahası Trump’ın &#8220;önce kâr ve istikrar&#8221; odaklı pragmatizmiyle şekillenen bu <strong>&#8220;Taşeron Devlet&#8221;</strong> modeli, Suriye&#8217;yi sadece bir iç savaş parseli olmaktan çıkarıp, tüm Orta Doğu direniş hatlarını (Lübnan-Irak-Yemen) çökertmeyi hedefleyen bir <strong>jeopolitik domino taşının</strong> merkezine yerleştiriyor.</p>
<h3>Suriye’de son bir ayda neler yaşandı?</h3>
<p>Ocak 2026 itibarıyla Suriye&#8217;deki askeri gelişmeler, özellikle kuzeydoğu ve kuzey bölgelerindeki çatışmalar, olası bir geniş çaplı savaşın eşiğinde olduğunu gösteriyor. HTŞ kontrolündeki milis güçler, SDF (Kürt ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri) ile Halep&#8217;in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde başlayan çatışmaları, Deir Hafer, Maskanah, Tabqa ve Raqqa&#8217;ya yayarak genişletti.</p>
<p>6-10 Ocak Halep çatışmaları sonrası SDF&#8217;nin çekilmesiyle taşeron hükümet Halep&#8217;in büyük kısmını kontrol altına aldı; ancak 13 Ocak&#8217;tan itibaren doğu Halep ve kuzeydoğu Suriye&#8217;ye yönelik taarruz, Rakka ve Deir ez-Zor kırsalına sıçradı. 18-20 Ocak&#8217;ta ABD arabuluculuğunda sağlanan ateşkesler (Trump&#8217;ın 19 Ocak Şara görüşmesi sonrası) geçici duraklamalar sağlasa da, SDF&#8217;nin entegrasyon taleplerine (Hasakah eyaleti devri, petrol sahaları kontrolü, sınır kapıları) karşı direnişi sürüyor. -Kürt güçleri için çizilen çerçeve 2011 öncesi Suriye- Bu çatışmalar yüzlerce sivil ölümü, on binlerce yer değiştirme ve IŞİD hapishanelerinde kaçışlara yol açtı.</p>
<h3>İkinci Trump dönemi ve değişen strateji</h3>
<p>Trump&#8217;ın ikinci döneminde Suriye politikası, &#8220;hızlı çözüm&#8221; odaklı pragmatizmin en çarpıcı örneğini sergiliyor. Trump yönetimi, HTŞ&#8217;yi hızla &#8220;istikrar ortağı&#8221; olarak konumlandırdı. 2025 ortalarından itibaren ABD yaptırımları büyük ölçüde kaldırıldı; HTŞ&#8217;nin terör örgütü statüsü revize edildi ve Şara&#8217;yla Beyaz Saray&#8217;da görüşmeler yapıldı. Bu, emperyalizmin klasik &#8220;dün terörist, bugün müttefik&#8221; taktiğinin somut hali.</p>
<p>ABD, İran&#8217;ın &#8220;lojistik köprüsünü&#8221; kesmek, İsrail&#8217;in güvenliğini sağlamak ve Rusya-Çin etkisini sınırlamak için HTŞ rejimini bir tampon bölge olarak kullanıyor. Ancak bu &#8220;iş bitiricilik&#8221;, halklar için felaket üretiyor. HTŞ&#8217;nin merkeziyetçi ve İslamcı otoriter yapısı, etnik-mezhepsel gerilimleri derinleştiriyor. ABD&#8217;nin arabuluculuğunda İsrail ile HTŞ arasında istihbarat paylaşımı ve &#8220;füzyon mekanizması&#8221; gibi anlaşmalar yapıldı (Ocak 2026 Paris görüşmeleri), fakat bu, Suriye&#8217;nin güneyinde İsrail&#8217;in fiili işgalini (Golan tampon bölgesi genişletmesi) meşrulaştırıyor. HTŞ&#8217;nin bir &#8220;Taşeron Devlet&#8221; aygıtı olarak Şam ve çevresinde konsolide edilmesi, İran&#8217;ın &#8220;Direniş Ekseni&#8221; olarak adlandırdığı Tahran-Bağdat-Şam-Beyrut hattının kalbinden bıçaklanmasına neden oldu.</p>
<p>Trump&#8217;ın &#8220;barış masaları&#8221; aslında sermaye ve silah tekellerini koruyor; bölge halkları için ise yeni bir varlık-yokluk savaşı anlamına geliyor. Olası bir savaşın dengeleri etkilemesi somut olarak şöyle öngörülüyor: Eğer SDF entegrasyonu başarısız olursa ve çatışmalar kuzeydoğuya yayılırsa, ABD&#8217;nin 900 askerlik varlığı (Kobani, Haseke) doğrudan tehdit altına girebilir. Bu, Trump&#8217;ın &#8220;Kürtleri koruma&#8221; söylemine rağmen, SDF&#8217;nin tasfiyesini hızlandırabilir ve Türkiye&#8217;nin kuzeydeki nüfuzunu artırabilir. Aynı zamanda, İsrail&#8217;in güneydeki demilitarizasyon talepleri (Şam çevresi, Dera-Suveyda) karşılanmazsa, yeni hava operasyonları İran destekli unsurları hedef alabilir ve bölgesel bir çatışmayı tetikleyebilir.</p>
<p>HTŞ&#8217;nin yükselişi, radikal İslamcılığın emperyalizmle pragmatik ittifak kurma kapasitesini göstermiş oldu. Eski El Kaide bağlantılı bu yapı, Esad sonrası dönemde &#8220;ılımlı&#8221; bir imaj çizerek uluslararası meşruiyet arıyor: Seçim vaatleri, azınlıklara &#8220;koruma&#8221; sözleri ve ekonomik yeniden inşa çağrıları…</p>
<p>Ancak sahada durum farklı. HTŞ&#8217;nin milisleri, Kürt mahallelerinde (Şeyh Maksud, Eşrefiye), Alevi köylerinde (Lazkiye kırsalı) ve Dürzi bölgelerinde (Suveyda) baskı ve çatışmaları sürdürdü. Binlerce insan bu çatışmalarda katledildi. IŞİD dönemi, kafa kesme görüntülerini yeniden görmeye başladık. HTŞ&#8217;nin İslamcı faşizan uygulamaları (kadın hakları kısıtlamaları, muhaliflere baskı, eski rejim unsurlarına yönelik infaz iddiaları), Sünni çoğunluğu mobilize ederken azınlıkları (Kürtler, Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar) doğrudan tehdit ediyor. Bu, sadece iç dinamik değil; Trump&#8217;ın desteğiyle HTŞ&#8217;nin güçlenmesi, radikal İslamcılığın bölgede yeni bir hegemonik araç haline gelmesini sağlıyor. Eğer kuzeydoğu Suriye&#8217;deki taarruz tam başarıya ulaşırsa, HTŞ&#8217;nin kontrolü ülke geneline yayılabilir; ancak bu, IŞİD’in potansiyelini yeniden artırma tehlikesini de içeriyor. Böylelikle yeni bir cihatçı dalga kaçınılmaz hale gelebilir.</p>
<h3>Bölgesel aktörlerin çatışan çıkarları</h3>
<p>Paris Görüşmeleri&#8217;nin gizli gündemi olarak bir iddia birkaç haftadır kulaktan kulağa dolaşıyor. Suriye&#8217;nin kuzeyini Türkiye&#8217;nin, güneyini ise İsrail&#8217;in &#8220;arka bahçesi&#8221; olarak tescilleyen bir &#8220;Nüfuz Alanları Anlaşması&#8221; yapıldığı belirtiliyor. Türkiye, Kürt öz-yönetimini tasfiye ederek sınır ötesi bir sermaye birikim alanı (yeni OSB&#8217;ler ve tarım arazileri) oluştururken; İsrail, Şam&#8217;ın güneyini askerden arındırarak hem Tahran hakimiyetini kırmış hem de gücünü pekiştirmiş oldu.</p>
<p>AKP-MHP iktidarı, Trump&#8217;la kişisel bağlar üzerinden Suriye&#8217;nin kuzeyinde &#8220;Yeni Osmanlıcı&#8221; nüfuz alanını genişletiyor. HTŞ ile doğrudan işbirliği, &#8220;güvenli bölge&#8221; adı altında fiili işgal ve demografik değişim politikalarını sürdürüyor. &#8220;Bin yıllık kardeşlik&#8221; söylemi, sahada Kürt iradesini ve Alevi varlığını hedef alan cihatçı ittifaklarla çelişiyor. Türkiye, SDF&#8217;nin tasfiyesini istiyor; PKK ile müzakereleri bu çerçevede ilerletiyor.</p>
<p>Öte yandan İsrail Trump&#8217;ın tam desteğiyle Suriye&#8217;nin güneyini ve Şam çevresini &#8220;güvenli bölge&#8221; adı altında kontrol altına alıyor. İsrail, HTŞ ilerleyişini İran&#8217;ı zayıflatan bir fırsat olarak görüyor ama aynı zamanda HTŞ&#8217;nin uzun vadeli radikal İslamcı potansiyelinden endişe duyuyor. 2025-2026&#8217;daki saldırılar (neredeyse günlük hava operasyonları), Suriye&#8217;yi zayıf ve parçalı tutma stratejisinin parçası. Paris görüşmeleri (Ocak 2026) demilitarizasyon anlaşmasını hedeflese de, güneyde Dürzi gerilimi (Suveyda) yeni bir cephe açma potansiyelini taşıyor.</p>
<h3>Rusya ve Çin denklemde nerede?</h3>
<p>Birkaç cümleyle; Rusya, Ukrayna savaşı nedeniyle enerjisini sınırlı tutuyor. Suriye&#8217;deki varlığını kıyı şeridine çekti. HTŞ ile pragmatik ilişki kurdu ama İran eksenli eski statükoyu kaybetti. Rusya&#8217;nın dönüşü (güvenlik anlaşmaları) İsrail için risk yaratabilir.</p>
<p>Çin ise &#8220;Dış müdahaleye karşıyız&#8221; söylemiyle ekonomik nüfuzunu (yeniden inşa yatırımları) korumaya odaklanıyor; sessiz bekleyişini devam ettiriyor.</p>
<p>İran, en büyük kaybeden; &#8220;direniş ekseni&#8221;nin kalbi Suriye&#8217;den büyük ölçüde çıkarılmış oldu. HTŞ&#8217;nin İran karşıtı söylemi, Tahran&#8217;ı zayıflatıyor. İç protestolar (2025 sonu-2026 başı) rejimi sarsarken, olası İsrail/ABD saldırısı bölgesel savaşı tetikleyebilir.</p>
<p>Suriye&#8217;de yaşananlar tesadüfi değil; bilinçli bir emperyalist-radikal İslamcı ittifakın ürünü. Halep Kürt mahalleleri, Lazkiye Alevi köyleri, Şeyh Maksud ve Dürzi bölgelerindeki katliamlar, etnik-mezhepsel temizlik stratejisinin parçası.</p>
<p>HTŞ&#8217;nin &#8220;taşeron devlet&#8221; olarak konsolide edilmesi, yalnızca Suriye&#8217;nin iç bütünlüğünü değil, Ortadoğu&#8217;daki İsrail karşıtı direniş ekseninin bozulması ve petrol sahasının yekün hakimiyeti.</p>
<h3>Emperyalizmin düğüm noktası</h3>
<p>Suriye&#8217;nin krizini emperyalizmin küresel yeniden üretim krizinin bir düğüm noktası olarak ele almakta yarar var. Burada esas çelişki, ulus-devlet formunun çözülmesi ile emperyalist blokların jeopolitik yeniden paylaşım mücadelesi arasındadır. HTŞ&#8217;nin &#8220;taşeron devlet&#8221; olarak yükselişi, periferik kapitalizmin tipik bir patolojisini yansıtıyor.</p>
<p>Eski rejim çöktüğünde yerine gelen yapı ne tam bir burjuva demokratik konsolidasyonu ne de klasik teokratik İslamcı rejimi ifade ediyor. Bunun yerine, uluslararası sermayenin (yeniden inşa kredileri, enerji koridorları, silah ticareti) ve bölgesel hegemonların çıkarlarını dengeleyen bir &#8220;hibrit otoriterliğin” işaret fişeğini gösteriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/suriyede-neler-oluyor/">Suriye’de neler oluyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar 25 Kasım’da ayakta: &#8216;Öfkeni, isyanını, direncini al gel&#8217;</title>
		<link>https://www.mefhumdergi.com/kadinlar-25-kasimda-ayakta-erkek-siddetinin-bahanesi-cok-susmaya-niyetimiz-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mefhum Dergi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 02:10:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[feminizm]]></category>
		<category><![CDATA[kadın cinayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[kadına yönelik şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[manset]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mefhumdergi.com/?p=3653</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınları ve LGBTİ+’ları hedef alan toplumsal cinsiyet temelli şiddet, Türkiye’de erkek egemen siyasetin yıllar içinde giderek daha fazla&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/kadinlar-25-kasimda-ayakta-erkek-siddetinin-bahanesi-cok-susmaya-niyetimiz-yok/">Kadınlar 25 Kasım’da ayakta: &#8216;Öfkeni, isyanını, direncini al gel&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınları ve LGBTİ+’ları hedef alan toplumsal cinsiyet temelli şiddet, Türkiye’de erkek egemen siyasetin yıllar içinde giderek daha fazla çözümsüzlüğe hapsettiği, kadınların da giderek daha da büyüyen bir ısrar, istikrar ve mücadele ile toplumsal hayatın, medyanın ve siyasetin gündeminde tutmayı başardığı en önemli sorunlardan biri.</p>
<p>Bu görünürlüğün arkasında elbette kadın hareketinin her gün kampüslerde, iş yerlerinde, sokaklarda, hanelerde ve son yıllarda dijital mecralarda ördüğü bir dayanışmanın 150 yılı aşan tarihsel birikimi var.</p>
<p>Ancak bu uzun yolculukta, kadınları ve LGBTİ+’ları Türkiye’nin dört bir yanında yan yana getiren ve mücadelelerini daha geniş kitlelere duyurmalarını sağlayan özel tarihlerin önemi de yadsınamaz.</p>
<h2>‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’</h2>
<p>25 Kasım da o tarihlerden biri. 26 yıl önce bugün, Birleşmiş Milletler (BM) kararıyla (1999), şiddete karşı evrensel farkındalığı artırmak amacıyla “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edildi.</p>
<p>Kadınları on yıllardır hâlâ temel kazanımlarını korumak ve şiddete karşı korunmak için aynı sloganlarla, usanmadan yan yana getiren günlerden biri olan 25 Kasım, sadece takvim yapraklarında alelade bir gün değil; arkasında hem trajedi hem direniş tarihi var.</p>
<figure id="attachment_3655" aria-describedby="caption-attachment-3655" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-3655 size-full" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Mirabel-Kardesler.png" alt="" width="1024" height="831" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Mirabel-Kardesler.png 1024w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Mirabel-Kardesler-300x243.png 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Mirabel-Kardesler-768x623.png 768w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Mirabel-Kardesler-527x428.png 527w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Mirabel-Kardesler-688x558.png 688w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-3655" class="wp-caption-text">Patria, Maria Teresa ve Minevra Mirabal</figcaption></figure>
<h2>Mücadelenin evrensel sembolü: ‘Mirabel Kardeşler’</h2>
<p>Birleşmiş Milletler’in 25 Kasım’ı uluslararası mücadele günü olarak seçmesinin nedeni, 1960 yılında dikta rejimiyle yönetilen Dominik Cumhuriyeti’nde meydana gelen bir olaya dayanıyor:</p>
<p>Diktatör Rafael Trujillo’ya muhalif oldukları bilinen ve &#8220;Mirabel Kardeşler&#8221; olarak tanınan üç kız kardeş, Trujillo&#8217;nun: &#8220;Ülkede iki tehlike var: kilise ve Mirabal Kardeşler!&#8221; açıklamasından 23 gün sonra, diktatörün, onları yolda durduran yandaşları tarafından arabalarından indirilerek önce tecavüze maruz bırakıldılar, ardından öldürüldüler. Kardeşlerin cesetleri bir uçurumdan aşağıya atıldı ve basında “trafik kazası” olarak gösterildi.</p>
<p>Bu olayın üzerinden yaklaşık iki yıl geçtikten sonra Trujillo öldürüldü ve Şubat 1963’de Dominik Cumhuriyeti demokratik yöntemlerle oy kullanarak hükûmetini seçti. Diktatörün devrilmesinin bedelini hayatlarıyla ödeyen üç kız kardeş, cinsiyet temelli şiddete karşı mücadelenin de sembolü oldu.</p>
<figure id="attachment_3656" aria-describedby="caption-attachment-3656" style="width: 500px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-3656 size-full" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Dayaga-Karsi-Yuruyus.jpg" alt="Dayağa Karşı Yürüyüş (1987)" width="500" height="327" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Dayaga-Karsi-Yuruyus.jpg 500w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Dayaga-Karsi-Yuruyus-300x196.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /><figcaption id="caption-attachment-3656" class="wp-caption-text">Dayağa Karşı Yürüyüş (1987)</figcaption></figure>
<h2> ‘Dayağa Karşı Yürüyüş’, ‘Cinsel Tacize Karşı Mor İğne’</h2>
<p>Türkiye’de ise kadına yönelik şiddete karşı mücadelede 1980’lerin ortası bir dönüm noktası. Bu dönem, feminist hareketin sokağı hareketlendiren ilk büyük kampanyaları örgütlediği yıllar olarak öne çıkıyor.</p>
<p>1982-’85 yıllarında feminist gruplar arasında şiddetle ilgili ortak bir dil geliştirmek için başlayan toplantı ve sohbetler, 1987’de “Dayağa Karşı Yürüyüş” adıyla ilk kitlesel feminist sokak eyleminin yolunu açtı.</p>
<p>“Dayak kader değildir” sloganıyla Taksim’de toplanan kadınların yürüyüşünü, 1987-1989 yılları arasında yapılan “Cinsel Tacize Karşı Mor İğne” kampanyası takip etti. “Hiç acımadan batırın, tetanos yapmaz” sloganıyla hafızalara kazınan kampanya, kamusal alanda cinsel tacizin bir suç olarak görülmesini sağladı ve Türkiye’de feminist öz savunma geleneğinin temellerini attı.</p>
<p>Bu dalgayı 90’lı yıllarda Mor Çatı’nın açılmasıyla artan kadın sığınakları, 2000’lerin başlarında TCK ve Medeni Kanun reformları takip etti. Mücadele 2010’dan bu yana feminist kampanyalar, ifşa dalgaları ve İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi etrafında devam ediyor.</p>
<p><strong>&#8220;Dayağa Karşı Yürüyüş&#8221;ün çağrı metnini okumak için<a href="https://sosyalistfeministkolektif.org/kampanyalar/tarihimizden-kampanyalar/kad-nlar-dayaga-kars-dayan-smaya/"> tıklayın. </a></strong></p>
<p><strong>&#8220;Dayağa Karşı Yürüyüş&#8221; eylemini Feminist Dergi’nin Ekim 1987 sayısından okumak için<a href="https://www.pazartesidergisi.com/pdf/Feminist3.pdf"> tıklayın.</a></strong></p>
<figure id="attachment_3657" aria-describedby="caption-attachment-3657" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-3657 size-full" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Fotoram.io-72.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Fotoram.io-72.jpg 1280w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Fotoram.io-72-300x169.jpg 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Fotoram.io-72-1024x576.jpg 1024w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Fotoram.io-72-768x432.jpg 768w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Fotoram.io-72-527x296.jpg 527w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Fotoram.io-72-1054x593.jpg 1054w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Fotoram.io-72-688x387.jpg 688w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/Fotoram.io-72-1044x587.jpg 1044w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /><figcaption id="caption-attachment-3657" class="wp-caption-text">&#8220;Cinsel Tacize Karşı Mor İğne&#8221; kampanyasında kadınlar</figcaption></figure>
<h2>Kadına yönelik şiddete karşı mücadelede veriler ne anlatıyor?</h2>
<p><strong>Anıt Sayaç</strong>’ın verilerine <a href="https://anitsayac.com/">göre</a>,  2025’te 411 kadın öldürüldü. Toplumsal cinsiyet temelli şiddetin sadece cezalandırılması değil, önlenmesi konusunda da Avrupa’da en kapsamlı metin olan İstanbul Sözleşmesi, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 1 Temmuz 2021&#8217;de resmen yürürlükten kaldırıldı.</p>
<p>Kadınlara ve LGBT+’lara yönelik şiddeti “insan hakkı ihlali” olarak tanımlayan ilk bağlayıcı metin olan İstanbul Sözleşmesi, “Önleme – Koruma – Kovuşturma – Politikalar” modeliyle devletlere sorumluluklar yüklüyor ve önemli bir paradigma değişimine işaret ediyordu.</p>
<p>Türkiye’nin taraflarından biri olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden çıktığı yıldan bu yana Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre;</p>
<ul>
<li>2021&#8217;de 280 kadın öldürüldü, 217 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti.</li>
<li>2022’de 334 kadın erkekler tarafından öldürüldü.</li>
<li>2023’te 315 kadın öldürüldü, 248 ölüm şüpheli olarak kayıtlara geçti.</li>
<li>2024’te en az 394 kadın öldürüldü, 259 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu.</li>
</ul>
<p>Bu verilerin yayınlandığı raporlara göre, öldürülen kadınlar çoğunlukla eşleri, boşandıkları eşleri, ayrıldıkları sevgilileri, babaları ya da yakın akrabalarının işlediği cinayetler sonucu yaşamdan koparıldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-3658 size-large" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/25-Kasim-2023-pankart-1280x960-1-1024x768.jpeg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/25-Kasim-2023-pankart-1280x960-1-1024x768.jpeg 1024w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/25-Kasim-2023-pankart-1280x960-1-300x225.jpeg 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/25-Kasim-2023-pankart-1280x960-1-768x576.jpeg 768w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/25-Kasim-2023-pankart-1280x960-1-527x395.jpeg 527w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/25-Kasim-2023-pankart-1280x960-1-1054x791.jpeg 1054w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/25-Kasim-2023-pankart-1280x960-1-688x516.jpeg 688w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/25-Kasim-2023-pankart-1280x960-1-1044x783.jpeg 1044w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/11/25-Kasim-2023-pankart-1280x960-1.jpeg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h2>İl il 25 Kasım ajandası</h2>
<p>“25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” için illere göre toplanma yerleri ve saatleri şöyle:</p>
<p><strong>İstanbul</strong></p>
<p>25 Kasım Platformu İstanbul için “Pankartımız hazır; öfkeni, isyanını, direncini al gel” mesajıyla kadınları bu yıl da Taksim Tünel&#8217;de buluşmaya çağırıyor.</p>
<p><strong>Saat:</strong> 19.30<br />
<strong>Yer:</strong> Taksim Tünel</p>
<p><strong>Ankara</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 19.00<br />
<strong>Yer:</strong> İnsan Hakları Anıtı</p>
<p><strong>Ankara – ODTÜ</strong></p>
<p><strong>Tarih:</strong> 24 Kasım Pazartesi<br />
<strong>Saat:</strong> 20.00<br />
<strong>Yer:</strong> 5. Yurt Önü</p>
<p><strong>İzmir</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 18.30<br />
<strong>Yer:</strong> Penguen Kitabevi Önü</p>
<p><strong>Adana</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 18.00<br />
<strong>Yer:</strong> Atatürk Parkı</p>
<p><strong>Kocaeli</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 18.30<br />
<strong>Yer:</strong> İzmit Merkez Bankası Önü</p>
<p><strong>Eskişehir</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 18.30<br />
<strong>Yer:</strong> Espark Bağlar Kapısı</p>
<p><strong>Bursa</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 19.00<br />
<strong>Yer:</strong> Fomara Meydanı</p>
<p><strong>Balıkesir Merkez</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 18.00<br />
<strong>Yer:</strong> Salih Tozan Kültür Merkezi</p>
<p><strong>Edremit</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 16.30<br />
<strong>Yer:</strong> Edremit Cumhuriyet Meydanı</p>
<p><strong>Burhaniye</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 11.30<br />
<strong>Yer:</strong> Eski Kütüphane Önü</p>
<p><strong>Gömeç</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 15.00<br />
<strong>Yer:</strong> Saadettin Baycan Parkı</p>
<p><strong>Ayvalık</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 17.30<br />
<strong>Yer:</strong> Öğretmen Evi</p>
<p><strong>Antalya</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 18.00<br />
<strong>Yer:</strong> Kapalıyol Halkbankası Önü</p>
<p><strong>Bolu</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 17.45<br />
<strong>Yer:</strong> İzzet Baysal Anıtı</p>
<p><strong>Çanakkale</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 17.00<br />
<strong>Yer:</strong> Eski Salı Pazarı</p>
<p><strong>Kuşadası</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 18.30<br />
<strong>Yer:</strong> Meteoroloji Kavşağı</p>
<p><strong>Söke</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 16.00<br />
<strong>Yer:</strong> Hükümet Meydanı</p>
<p><strong>Aydın</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 17.30<br />
<strong>Yer:</strong> Taş Köprü</p>
<p><strong>Didim</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 16.30<br />
<strong>Yer:</strong> Didim Belediye Önü</p>
<p><strong>Dersim</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 17.30<br />
<strong>Yer:</strong> Sanat Sokağı</p>
<p><strong>Urfa</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 17.30<br />
<strong>Yer:</strong> Novada Park ATM Önü</p>
<p><strong>Van</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 18.00<br />
<strong>Yer:</strong> Van AVM Önü</p>
<p><strong>Diyarbakır</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 16.00<br />
<strong>Yer:</strong> Eski Cezaevi</p>
<p><strong>Elazığ</strong></p>
<p><strong>Saat:</strong> 16.00<br />
<strong>Yer:</strong> PTT Meydanı</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/kadinlar-25-kasimda-ayakta-erkek-siddetinin-bahanesi-cok-susmaya-niyetimiz-yok/">Kadınlar 25 Kasım’da ayakta: &#8216;Öfkeni, isyanını, direncini al gel&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
