<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Osman Çaklı, Mefhum&#039;da yazıyor...</title>
	<atom:link href="https://www.mefhumdergi.com/author/osman-cakli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.mefhumdergi.com/author/osman-cakli/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Feb 2026 14:42:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/08/cropped-facicon-32x32.png</url>
	<title>Osman Çaklı, Mefhum&#039;da yazıyor...</title>
	<link>https://www.mefhumdergi.com/author/osman-cakli/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hafızalarda 6 Şubat: Kucağımızda defne dallarıyla</title>
		<link>https://www.mefhumdergi.com/hafizalarda-6-subat-kucagimizda-defne-dallariyla/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çaklı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 14:01:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[6 şubat depremi]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[manset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mefhumdergi.com/?p=3772</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şubat’ın 6’sı şafakta seher sökerken, arkadaşımın evinin salonunda uyuyordum. İçeriden tedirgin ve panik halinde bir ses işiterek uyandım.&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/hafizalarda-6-subat-kucagimizda-defne-dallariyla/">Hafızalarda 6 Şubat: Kucağımızda defne dallarıyla</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şubat’ın 6’sı şafakta seher sökerken, arkadaşımın evinin salonunda uyuyordum. İçeriden tedirgin ve panik halinde bir ses işiterek uyandım. “Ne” diyordu telefonda Meral, “Nasıl” diye devam ediyordu. Telefonun diğer ucunda ise Gazete Duvar’ın Hatay muhabiri Burcu vardı. Başta ne olduğunu anlamadım. Hemen bilgisayarı açıp, haberlere göz attım. Gördüğüm ilk şey, “Diyarbakır’da da hissedilen çok şiddetli bir deprem meydana geldi” diye son dakika haberleri geçiyordu. O an ne olduğunu çok anlamamıştım. Burcu’nun ve ailesinin iyi olduğunu öğrendikten sonra bir süre Meral ile salonda oturduk. Mesai başlamadan hemen işe, haber merkezine koştuk. Depremin boyutları yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Çok şiddetli ve büyük bir deprem olduğunu herkes gibi kavramaya çalışıyordum. Bir yandan içim hemen bölgeye gitmek istese de bir yandan koordinasyonun da önemi her geçen saat kendini hissettiriyordu. İnsanlar çoktan deprem bölgesine yola çıkmıştı bile…</p>
<h2>Depremin ilk anları</h2>
<p>Haber merkezinde toplantılar alınmaya başlandı. Kimler, nasıl bölgeye gidecek, ne yapacak konuşulup çantalar hazırlandıktan sonra, aklımda tahayyül dahi edemediğim bir manzarayla karşılaştım. Ama öncesinde önce Ankara’ya sonra Hatay’a bir otobüs ile ulaştım. Yolculuk olağan sürenin dışında uzun sürmüştü. Yollar, kentler geride kalırken, İskenderun görünmeye başladı. 7 Şubat’ın sabahıydı. Otobüstekiler camdan dışarıya bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bir kent alt ve üst yapısıyla yok olmuştu. Bunu o ana kadar kimse anlamamıştı. Telefonun henüz kesilmediği yerlerde, “Ne düşünüyorsanız, daha kötüsü” diyerek haber merkezine mesaj geçtim. Yavaş yavaş Antakya’ya yaklaşıyorduk. Can pazarı… Dışardan gelen benim gibi insanların dehşete kapıldığı görüntüler karşısında, depremi yaşayanların hissettiğini algılayabilmek mümkün değildi. Kaç kişinin öldüğü, kaç kişinin enkaz altında olduğu belli değildi. Kesin olan ise yardıma gelenlerin yetersiz kaldığıydı. Kıyamet sahneleri başladı. Ne yapacağını bilemez durumdaydı herkes. Güneş çökmüştü çoktan. Elektrik icat edilmemiş gibi karanlıktı. Kentin üzerinde bir toz bulutu, beton yığınlarının altında canlı insanların yardım çığlıkları…</p>
<h2>Yaşam çizgisel akışında değildi</h2>
<figure id="attachment_3779" aria-describedby="caption-attachment-3779" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-3779 size-large" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-1024x576.jpg" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-1024x576.jpg 1024w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-300x169.jpg 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-768x432.jpg 768w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-1536x864.jpg 1536w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-2048x1152.jpg 2048w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-527x296.jpg 527w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-1054x593.jpg 1054w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-688x387.jpg 688w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-1376x774.jpg 1376w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-1044x587.jpg 1044w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-2088x1174.jpg 2088w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-1400x788.jpg 1400w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya-1920x1080.jpg 1920w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-4-Kopya.jpg 2560w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-3779" class="wp-caption-text">Depremden kısa sıra sonra Antakya&#8217;ya ulaşan madenciler enkaz molasında</figcaption></figure>
<p>6 Şubat sabahı, Hatay’da zaman artık bildiğimiz o çizgisel akışında değildi. Şehir, sanki devasa bir canavarın pençesinde can çekişmiş ve sonunda o derin, sağır edici sessizliğe gömülmüştü. Hatay, insanın genzini yakan keskin toz bulutunda kaybolmuştu. Gökyüzü, sanki yeryüzündeki bu kıyamete şahitlik etmek istemiyormuşçasına zifiri bir karanlığa bürünmüştü. Sokak aralarından yükselen çığlıklar, yerini yer yer teslimiyetin o tekinsiz sükunetine bırakmıştı. Şehir, bükülmüş inşaat demirlerinden ve ufalanmış kolonlardan oluşan devasa bir iskelet gibi öylece, yalnızdı.</p>
<p>Yürüdüğüm her adımda, ayaklarımın altındaki zemin sadece moloz değil, birer hayat hikayesiydi. Beş katlı bir binanın üzerinden geçerken, kameran arkadaşım Bilal, ışık açarak “yerlere dikkat et” dedi. Yere baktığımda gördüğüm şey, battaniyeye sarılı cesetlerdi. İlk defa böyle manzarayla karşılaştığım için ne olduğunu anlamamış ve sormuştum.</p>
<h2>Mahşeri kalabalık</h2>
<p>Antakya otogarı ise mahşer günü gibi kalabalıktı. Kiminin hala açık yarası vardı kimi ise kim var kim yok kaybetmişti. Suriyeli göçmen bir aile gözüme ilişti. Kadının kucağında bir çocukla beraber etrafında üç çocuk daha vardı. Çocukların yaraları açıktı. Çocuklar için süt verebileceğimi söylediğimde kafasıyla onayladı. Halinden belliydi, ürküyor ve çekiniyordu. Elbette Hatay’ı derhal bilmedikleri bir yöne doğru terk etmek istiyorlardı. Gara yanaşan otobüsler Nuhun gemisi misali her boşluğa insan tıkışıyordu. Karanlık çöküyor, seher söküyordu. Günler haftalara devriliyor, yine de insani yardım yeterince Hatay’a ulaşamıyordu. İletişim kısıtı, altyapı yetersizliği alabildiğine yok olmuştu. Kentin kamu kurumları dahi çökmüş, kaymakamlar, polisler, askerler bile dışarıdan gelen yardım TIR’larının kuyruğunda battaniye ve gıda sırasında beliriyordu. Helikopterler iniyor, kalkıyordu… Kalabalık artıyor ama kim neye yarıyor belli olmuyordu. Koordine yoktu. Derken, madencilerin Hatay’a doğru yola çıktığı ama engellendiğini öğrendik, günler sürdü. Beraberinde kazma, demir keski ve kürek ile Hatay’ı mütevazılıkları ile kuşatan madenci ordusu gelmişti. Şikayet etmeden, “ne yeriz” diye düşünmeden, ulaşım yardımı olmadan, omuzlarında sallandırdıkları kazmalarla oradan oraya gidip enkazda domuz sığınağı açıp, ölü ya da diri insanları kurtarmaya çalışıyorlardı. Bu tartışmaya burada girmeyeceğim ama hatırlansın; Kızılay da belirmişti, ikinci hafta… Çorba pişirmiş dağıtıyorlardı. Daha sonra çadırları parayla sattıkları da ortaya çıkmıştı.</p>
<h2>Can pazarında bir aile</h2>
<p>Enkazda çalışan arama-kurtarma ekipleri yetersizdi. Fakat yaygın medya flaşlarını patlatmış, enkazlarda nasıl çalışıldığına dair methiyeler düzüyordu. Ara sokaklardaki yalnızlığı, terk edilmişlik ise yalnızca yaşayanların hafızasına kazındı. Beş-altı adım sonrasını seçemediğimiz bir karanlıkta, uzakta ufak bir ateş başına doğru ilerliyorduk. Yıkılmış üç katlı bir evin önünde birkaç kişi oturuyordu. Samsun’dan gelmişlerdi. Bir de bebekleri vardı. Neyi beklediklerini sorduğumuzda, önce ateşin başında ısınmamızı istediler. Sonra anne ve babalarının enkaz altında hala canlı olduğunu tahmin ettiklerini söylediler. Depremi duyunca, apar topar yola koyulmuş, evin önünde bekleyişe koyulmuşlar. Enkaz boşlukları dışında girebilecekleri tek bir alan dahi yoktu. Çaresizliği ise şöyle anlatıyorlardı: “Günlerdir enkazdan çıkardığımız un ve birkaç malzemeden yapıp pişirdiğimiz yemekle duruyoruz.” Bir süre daha durduktan sonra devam ediyoruz, belgelemeye.</p>
<h2><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-3781 size-large" style="font-size: 16px;" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-1024x576.jpg" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-1024x576.jpg 1024w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-300x169.jpg 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-768x432.jpg 768w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-1536x864.jpg 1536w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-2048x1152.jpg 2048w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-527x296.jpg 527w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-1054x593.jpg 1054w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-688x387.jpg 688w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-1376x774.jpg 1376w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-1044x587.jpg 1044w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-2088x1174.jpg 2088w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-1400x788.jpg 1400w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6-1920x1080.jpg 1920w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-6.jpg 2560w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></h2>
<h2>Defne&#8217;nin ilk hali</h2>
<p>Gördüklerimin hepsini buraya yazmayı zul sayıyorum. Şiddet pornografisine bulaşmadan, olabildiğince hafızamızın diri kalması için bütün açıklığıyla anlatmak istiyorum. Çocuklar… Kimi kimsesi kalmamış, çocuklar. 14 yaşlarında bir çocukla karşılaştık. Pijamalarıyla sokakta. Ailesi Antep’te. Telefonu yok. Kaldığı yurt yıkılırken, balkondan boş araziye düşmüş. Öyle hayatta kalmış. Hemen arkasında yurdunu gösteriyor, yan yatmış… Yakınlarına güç bela haber verip, onların gelmesini bekledikten sonra Armutlu’ya doğru ilerliyoruz. Armutlu, öyle bir yıkıma uğramış ki binalar birbirinin üzerinde, iç içe geçmiş. Yıkılmamış neredeyse tek bir bina bile yok. Hasbelkader ayakta kalanların çoğu da ikinci ya da üçüncü depremde çöktü.</p>
<p>Temiz suya, tuvalete, yakacak oduna, giyecek monta erişim mümkün değildi. Bir anda ilk çağlara geri dönmüş kentteydik sanki. Çocuklar toplanma merkezlerinde, artık yavaş yavaş organize olmaya başlamış ordunun yaptığı parklarda oyunlar oynamaya başlamıştı. Hayatta kalmanın umudu gibiydi. Yerler, enkazların etrafı, bir çocuk ayakkabısı, kenarı yanmış bir aile albümü, mutfak masasının üzerine devrilmiş bir vazo ile doluydu. Her biri, o dehşet anının saniyeler içinde dondurduğu hayat fragmanı gibiydi.</p>
<p>&#8220;Cennetten bir köşe&#8221; vaadiyle satılan, cam kaplı o heybetli binaların, aslında sahiplerine mezar olan birer mukavva kutudan farksız olduğu ortaya çıkarmıştı. Domino taşı gibi birbiri ardına yıkılmış binlerce insana mezar olmuştu Rönesans rezidans.</p>
<p>Arka sokaklarda, zaten ihmal edilmişliğin yorgunluğunu taşıyan binalar, devletin ve yardımın ulaşamadığı birer &#8220;kör nokta&#8221; gibiydi.</p>
<p>Bir yanda kurtarma ekiplerinin gelmesini bekleyen umutlu gözler, diğer yanda ise hayatta kalsa bile yarın ne yiyeceğinin derdine düşmüş, mülksüzlüğün en çıplak haliyle yüzleşmiş bir halk.</p>
<h2><img decoding="async" class="alignnone wp-image-3780 size-large" style="font-size: 16px;" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-1024x576.jpg" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-1024x576.jpg 1024w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-300x169.jpg 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-768x432.jpg 768w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-1536x864.jpg 1536w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-2048x1152.jpg 2048w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-527x296.jpg 527w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-1054x593.jpg 1054w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-688x387.jpg 688w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-1376x774.jpg 1376w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-1044x587.jpg 1044w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-2088x1174.jpg 2088w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-1400x788.jpg 1400w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5-1920x1080.jpg 1920w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2026/02/YENI-VIDEO-5.jpg 2560w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></h2>
<h2>Kadim Hatay</h2>
<p>Hatay, sadece binaların yıkıldığı bir yer değildi o gece; o çok kültürlü, kadim ruhun da sarsıldığı bir mekandı. Bir gazeteci olarak not defterime düşebildiğim her kelime, bu devasa trajedinin karşısında cılız kalıyordu. Yardım tırlarının uzağında, bir ateş başında ısınmaya çalışan yaşlı adamın bakışındaki o &#8220;neden?&#8221; sorusu, bütün sınıfsal analizlerden daha ağırdı.<br />
Sermayenin betonlaştırdığı hayaller, o gece Asi Nehri’nin sularına karışıp gitti. Geriye kalan ise; liyakatsizliğin, hırsın ve insan hayatını hiçe sayan o sistemin yarattığı devasa bir kolektif yas oldu.</p>
<p>Zaman, burada bildiğimiz o ritmik akışını çoktan terk etti. Akreple yelkovanın yerini; moloz yığınları arasından yükselen bir &#8220;Sesimi duyan var mı?&#8221; nidası ile o nidanın cevapsız kaldığı o kahredici boşluk aldı. Gazeteci olarak pek çok yıkıma, pek çok acıya mercek tuttuk; ancak Hatay’da gördüğümüz şey, sadece bir doğa olayının bakiyesi değil, bir sistemin enkaz altında kalmış ahlak tahtasıydı.</p>
<h2>Aylar sonra yeniden</h2>
<p>Depremin üzerinden geçen aylardan sonra tekrar Hatay’a gittik. Değişen ne var diye görmeye. İnsanların nasıl yaşadığına tanık olmaya. Değişen pek bir şey yoktu. Kimi enkazlardan ağır bir koku yayılıyordu etrafa. Enkaz çalışmalarına istenen siyah ceset torbasına ölen kişi, hijyenik kıyafetler ile koyuluyordu. Çıkarılan ölüler kaldırıma diziliyor, varsa yakınlarından teşhis edilmesi isteniyordu. Ölüsünü bulduğu için sevinen insanlar bile vardı. Umut öylesine yerle bir olmuştu Hatay’da.</p>
<p>Bir yandan da memleketlerini bırakıp gitmek isteyen bir irade güçlenmeye başladı yeniden. Sokaklarda seyyar künefeciler türedi. Hatay’ın akşamlarında seyyar satıcılar artık boy gösteriyordu. Nedenini soruyorduk, hem kendisine hem de onu görenlere moral olması için dükkanını işletmeye çalıştığını söylüyorlardı. Slogan ise belliydi, “terk etmiyoruz.”</p>
<p>Yayılan ırkçılık, tutkal gibi birbirlerini tutmayı sağlayan kolektif yasla bertaraf edildi. İlk günlerdeki kavga ve linç görüntüleri artık yoktu. Bayramlar kutlanıyor, mezarlıklar ziyaret ediliyordu. Yas da ortaktı, kalma iradesi de. Hatay’ın kentsel hafızası silinmiş olsa da toplumsal, manevi hafıza başka bir biçimde yaşamın içine, derinine zerk etmişti.</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/hafizalarda-6-subat-kucagimizda-defne-dallariyla/">Hafızalarda 6 Şubat: Kucağımızda defne dallarıyla</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çeteleşmenin anatomisi-3: Ya fabrikada ya da gayrimeşruda</title>
		<link>https://www.mefhumdergi.com/cetelesmenin-anatomisi-3-ya-fabrikada-ya-da-gayrimesruda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çaklı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 18:18:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Boyun]]></category>
		<category><![CDATA[Çete]]></category>
		<category><![CDATA[Daltonlar]]></category>
		<category><![CDATA[manset]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mefhumdergi.com/?p=3748</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yoksul mahalle gençleri ya fabrika vardiyalarında güneş dahi görmeden hayatlarını kazanmaya çalışıyorlar ya da asgari ücret bile alamadıkları&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/cetelesmenin-anatomisi-3-ya-fabrikada-ya-da-gayrimesruda/">Çeteleşmenin anatomisi-3: Ya fabrikada ya da gayrimeşruda</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Yoksul mahalle gençleri ya fabrika vardiyalarında güneş dahi görmeden hayatlarını kazanmaya çalışıyorlar ya da asgari ücret bile alamadıkları tekstil atölyelerinde işçi oluyorlar. Üçüncü seçenek ise son yıllarda giderek yaygınlaşan gayrimeşru dünyası.</em></strong></p>
<p>İstanbul’un kenar mahallelerinde gençlerin hayatı iki uç arasında sıkışıyor: bir yanda sabahın köründe fabrikaya gidip akşam karanlığında eve dönenler, diğer yanda sokakta “nam” kazanmak için gayrimeşru işlere yönelenler. Kimi için düzen, makinelerin pası ve vardiya saatleriyle sınırlı; kimi için ise sokakta saygı görmek, cezaevine girip çıkmak pahasına bile olsa bir aidiyetin parçası olmak. Çeteler arasındaki husumet kan davasına dönüşürken, gençler ya bu şiddet sarmalının içinde kendine yer buluyor ya da sessizce hayatını tüketen sistemin çarklarında kayboluyor.</p>
<p>Araştırmanın üçüncü ve son bölümünde çete üyelerinin kendi ifadeleriyle ait oldukları dünyaya daha yakından bakıyoruz.</p>
<h2>‘İki icraate namın yürüyor&#8217;</h2>
<p>Okmeydanı genellikle işçilerden oluşan bir semt. Merdiven altı tekstil atölyelerinde yüzlerce göçmen işçi ya da genç yaşta olan insanlar çalışıyor. Sibel Yalçın olarak bilinen parkta akşam saatlerinde toplanan gençler, çekirdek ve kola eşliğinde sohbet ediyorlar. Aldıkları ücreti ve kaç saat çalıştıklarını sorduğumda gelen yanıt semtin refah seviyesine dair izlenim edinmeme yardımcı oluyor. Yaşları 16 ila 23 arasında değişen gençler tek sosyal hayatlarının parkta oturabilmek olduğunu anlatıyorlar ve ekliyorlar: “Günde 10 saate yakın çalışıyoruz, asgari ücret bile almıyoruz abi. Böyle iş mi olur?” Neden asgari ücret bile alamadıklarını sorduğumda ise gelen yanıt “burada böyle” oluyor.</p>
<p>17 yaşındaki M.S. de Okmeydanı’nda yaşıyor. M.S., “Mahalle abilerinin hepsi neredeyse bir gruba ait. Sen yalnız kaldığında, kimse seni korumaz. Bir kavgaya girdiğinde olayın olduğunda birilerini çağıracaksın illa. Özenti de çok. Ama birbirlerine bağlılar. Artık sokakta yalnız yürümüyorsun. Babam yeni işten ayrıldı. Annem genelde evde, arada günlük işlere gidiyor. Benim önümde düzgün bir iş yok zaten onların verdiği parayı ne yapayım. Orada burada garsonluk yaptım, taksiye çıktım. Gayrimeşruda para var. Hızlı yaşıyorsun. Gayrimeşruda bir iki icraat yapınca namın yürüyor. Fısıltı mahallede gürültüye dönüyor, insanlar gözümün içine bakıyor. Adımı biliyorlar. Herkes birbirini tanır. Bu mahallenin çocuğuyuz. Burada kimseyle işimiz yok. Çocukluğumdan beri bu abileri gördüm. Onlar bizim mahallenin abisiydi. Herkes kötü dese de ben onlara öyle bakmıyorum. Bir de doğrudan birine bağlı değiliz. Para nereden geliyor çok sorgulamam, para geliyorsa alırım.”<br />
Okmeydanı duvarlarında son yıllarda gayrimeşru alemindeki kişilerin isimleri yazılı. Mahalle duvarları önceleri sadece politik yazılarla doluyken şimdi kimi ara sokaklarda çetecilik yapanların ismi yazılı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-3723 aligncenter" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Yeni-Proje-2025-12-20T195754.828-300x169.jpg" alt="Okmeydanı'nda bir duvar yazısı" width="648" height="365" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Yeni-Proje-2025-12-20T195754.828-300x169.jpg 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Yeni-Proje-2025-12-20T195754.828-1024x576.jpg 1024w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Yeni-Proje-2025-12-20T195754.828-768x432.jpg 768w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Yeni-Proje-2025-12-20T195754.828-527x296.jpg 527w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Yeni-Proje-2025-12-20T195754.828-1054x593.jpg 1054w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Yeni-Proje-2025-12-20T195754.828-688x387.jpg 688w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Yeni-Proje-2025-12-20T195754.828-1044x587.jpg 1044w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/Yeni-Proje-2025-12-20T195754.828.jpg 1280w" sizes="(max-width: 648px) 100vw, 648px" /></p>
<h2>‘Mahalledeki çocuklar olay derdinde ben de fabrika pasını taşıyorum&#8217;</h2>
<p>Maltepe’de yaşayan 21 yaşındaki A.K. İse kendi halinde bir genç. Kartal’da bir fabrikada vasıfsız işçi olarak çalıştığını anlatıyor. A.K., kendi ifadeleriyle çeperini şöyle anlatıyor: “Abi iş güç mahallede yok, herkes ya boşta takılıyor ya da üç kuruşluk işlere giriyor. Kalıcı olamıyorlar. Ben de Kartal’da bir fabrikaya girdim, sabahın köründe servise bin, akşam karanlıkta eve dön. Maaş fena değil, asgariyi biraz geçiyor ama hayat dediğin sadece makinelerin sesi. Çalış, ye, uyu… başka bir şey yok. Mahalledeki tayfa hala sokakta, kimisi evlendi taşındı gitti kimisi ise gayrimeşru peşinde cezaevine girip çıkıyorlar. Ben ise sürekli yorgunum, kafamda sadece vardiya saatleri. Dışarıdan bakınca ‘adam oldu, düzeni var’ diyorlar ama düzen dediğin koca bir boşluk. Sosyal hayat sıfır, hafta sonu da zaten dinlenmekten başka bir şey yapamıyorsun. Kız arkadaş yok, eğlence yok, sadece cebinde biraz para var. O parayla da kendini kral sanamıyorsun, çünkü zamanını çalan bir sistemin içinde dönüp duruyorsun. Mahalledeki çocuklar hala olay derdinde. Ben ise fabrikanın pasını üzerimde taşıyorum.”</p>
<figure id="attachment_3743" aria-describedby="caption-attachment-3743" style="width: 470px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-3743" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-300x169.jpeg" alt="" width="470" height="265" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-300x169.jpeg 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1024x576.jpeg 1024w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-768x432.jpeg 768w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1536x864.jpeg 1536w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-527x296.jpeg 527w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1054x593.jpeg 1054w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-688x387.jpeg 688w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1376x774.jpeg 1376w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1044x587.jpeg 1044w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1400x788.jpeg 1400w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1920x1080.jpeg 1920w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 470px) 100vw, 470px" /><figcaption id="caption-attachment-3743" class="wp-caption-text">Okmeydanı&#8217;nda sokak arası</figcaption></figure>
<h2>‘Cezaevlerinde olmaktan memnun değiliz&#8217;</h2>
<p>Çirkinler çetesinin şimdilerde tutuklu olan bir üyesi görüşmemizde gayri meşrunun kendileri için bir mecburiyet olduğu iddiasında bulundu. Daltonlar çetesine atıfla, “İlk onlar bizim kardeşimizi öldürdü, sadece dükkanımızda çalışan biriydi. 16 yaşındaydı. İnanın biz hayatlarımızı cezaevlerinde geçirmekten memnun değiliz. Mesela Burak’ın gençliği gidecek.”</p>
<p>Görüşme aniden kesildi. Aradan aylar geçti Bağcılar’da bir saldırı gerçekleştirdiklerine dair mesaj gönderdiler. Çetelerin husumeti nedeniyle o kadar çok kan döküldü ki bir yerde kan davasına dönüştü.</p>
<h2>‘Sokaklardan geldiğimiz için bize sempati duyuyorlar&#8217;</h2>
<p>Suç örgütlerin liderlerinin pek çoğu artık yurt dışındaydı. Kendilerinin güvenliğini sağladıktan sonra saldırılar yeniden hiddetlenmeye başladı. Bu kez Daltonlar suç örgütü, kendilerini anlatmak istediklerini söyledi. Basının onları kötü gösterdiğini ileri sürdü önce, sonrasında da yapmadıkları pek çok işin de kendilerine yıkıldığı iddiasında bulundular. Ve görüşme şöyle devam etti: “Biz sokaklardan geliyoruz. İnsanlar o yüzden bize sempati duyuyor. Bizim insan sorunumuz yok. Gençler bize katılmak istiyor. Yüzlerce mesaj geliyor her gün. Biz masum kimseye elimizi kaldırmayız. Biz hırsız olduğumuzu kabul ediyoruz. Sokaklarda sürünüyorduk, hırsızlık yapıyorduk. Biz bu yolu seçtik, tercih yaptık. İşin içine uyuşturucu ve silah girince herkes bizi kötü bilmeye başladı. Uyuşturucuyu devletin kendisi getiriyor, herkes bunu biliyor, siyasette bunun üzerinden ne paralar dönüyor. Rüşvetçi polis dolu her yer ama kötü olan biziz. Biz kötüysek onlar bizden daha kötü. En azından ne olduğumuz belli.”</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/cetelesmenin-anatomisi-3-ya-fabrikada-ya-da-gayrimesruda/">Çeteleşmenin anatomisi-3: Ya fabrikada ya da gayrimeşruda</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çeteleşmenin anatomisi-2: Yok sayılmak ve &#8216;kentlilik&#8217; çıkmazı</title>
		<link>https://www.mefhumdergi.com/cetelesmenin-anatomisi-yok-sayilmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çaklı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2025 17:04:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Casperlar]]></category>
		<category><![CDATA[Çirkinler]]></category>
		<category><![CDATA[Daltonlar]]></category>
		<category><![CDATA[manset]]></category>
		<category><![CDATA[Red Kitler]]></category>
		<category><![CDATA[yeni nesil çeteler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mefhumdergi.com/?p=3732</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kentin çeperindeki yoksul mahallelerde milyonlara ulaşan nüfus, yapılaşmanın son sürat devam etmesi, kamusal hizmetlerin eşit ve nitelikli biçimde&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/cetelesmenin-anatomisi-yok-sayilmak/">Çeteleşmenin anatomisi-2: Yok sayılmak ve &#8216;kentlilik&#8217; çıkmazı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kentin çeperindeki yoksul mahallelerde milyonlara ulaşan nüfus, yapılaşmanın son sürat devam etmesi, kamusal hizmetlerin eşit ve nitelikli biçimde herkese ulaşamaması gençlerin çeteleşme eğiliminde bir neden. Öte yandan çeteleşme çocuk ve genç yaştakiler için bir aidiyet ilişkisiyle ortaya çıkıyor.</strong></p>
<p>Daltonlar, Casperlar, Red Kitler, Anucurlar, Baygaralar, Barış Boyun… Bu isimlere her geçen gün yenileri ekleniyor. Kimisi bir mahallenin 3-4 sokağını tutup kendilerini bir isimle anarak güçlenmeye çalışıyor, kimileri ise her yeri kuşatacak örgütlenmelere başvuruyor. Sokak arasında küçük hırsızlık ile başlayan ilişkiler, artık uluslararası çaptaki bir organizasyona dönüştü. 2019 sonrası onlarca operasyona rağmen organize suç çeteleri küçülmek bir yana kısa süre içerisinde uluslararası ilişkiler kurarak büyümeye devam etti.</p>
<p>Sokakların değişen sosyolojisinin çeteleşmeye alan açtığına ilişkin bir dizi işaret mevcut. Uzmanlara göre yoksulluk tek başına bir neden değil. Hatta klasik sosyal teoriyle açıklanamayacak bir evrenin içerisindeyiz. Çocuk suçluluğu ve çeteleşme olgusunun anlaşılması için üç bölümlük bu dosyada yoksulluktan eğitime, kentsel adaletten hukuka kadar çeşitli başlıkları göreceğiz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-3743 size-large" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1024x576.jpeg" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1024x576.jpeg 1024w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-300x169.jpeg 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-768x432.jpeg 768w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1536x864.jpeg 1536w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-527x296.jpeg 527w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1054x593.jpeg 1054w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-688x387.jpeg 688w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1376x774.jpeg 1376w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1044x587.jpeg 1044w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1400x788.jpeg 1400w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36-1920x1080.jpeg 1920w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-22-at-17.46.36.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h2><strong>Gülsuyu&#8217;nun patikaları</strong></h2>
<p>İstanbul’un önemli gecekondu yerleşkesi olan Maltepe Gülsuyu’ndayız. Burası, bakımsız, yer yer çöp tenekesi dahi olmayan sokaklarıyla birlikte müteahhitlerin gözdesi. Gülsuyu sokaklarında ilerledikçe iki insanın yan yana geçemeyeceği bağlantı patikaları Brezilya&#8217;nın meşhur favelalarını anımsatıyor. Kentsel dönüşüm burada yıllarca hasımlık nedeni olmuş. Bir dönem uyuşturucu satıcılarının sokak ortasında dövülüp, mahalleden kovulduğu Gülsuyu, uyuşturucunun İstanbul’a giriş güzergahlarından biri haline gelmiş durumda. Her anı izleyen güvenlik kameralarına rağmen bunun nasıl mümkün olabildiği mahalleliye göre şüpheli. Hatta birçoğu göz yumulduğu kanaatinde. Aynı zamanda İstanbul’un en çekici manzarasına sahip bu bölgede çocuk olmak hiç kolay değil. Ne bir park alanı ne de kamusal hizmetlere eşit ve nitelikli erişim mümkün; hepsi sınırlı. Kentleşememe cevabının geleceğini tahmin edecekler ki mahalleli direkt Esenyurt dönüşüm örneğini gösteriyor. Çocukların kendini gerçekleştirebilecek alan bulamadıklarında, yoksullukla da buluşan yaşamlarında ergenlik çağında sistem dışı arayışlar olağanlaşıyor.</p>
<p>Buradaki gençler ile yetişkinlerin mahalle ile ilişkisinde temel bir ayrım göze çarpıyor. Uzun süredir mahallede yaşayan yetişkinler, Gülsuyu’nda yaşamaktan gurur duyduklarını söylerken gençler için Gülsuyu’nda yaşamak bir &#8220;utanç nedeni&#8221; olabiliyor. Aynı zamanda mahallelerindeki dayanışma ilişkilerinin halen daha devam ettiği organizasyonlar var fakat bu da sınırlı. Çeteler tam da böyle bir atmosferde alternatif olmaya başlamış. Genç erkekler, utanç ve zayıflık duygusunu organize çeteler içerisinde aştıklarına inanıyor. Güçlü olmak, onların deyimiyle &#8220;cebinde yolluğun olması&#8221;, hayatı kaçırmamaları için bir tercih.</p>
<p>20’li yaşlarda konuştuğumu bir genç, “Gülsuyu’nda hayat yok ağabey. Biz de başka yerlere gitmek istiyoruz. Uyuşturucu satmak öyle korkulacak bir şey değil ağabey, sen İstanbul’u bilmiyorsun galiba. Bu sokakların normali oldu. Ben satmıyorum ama satıcı arkadaşlarım var. Hatta birlikte oturup kalkarız da. Ben, &#8220;oğlum yapmayın başınız belaya girecek&#8221; derim ama dinlemezler. Birbirimizi koruruz. Mahallemizin çocuğudur, başına bir şey gelsin istemeyiz. Yolunu bulunca gelir bizi de görür, yer, yedirir, içirir…” diyor.</p>
<p>Şehir Plancısı <strong>Ceyhan Çılğın</strong>, kentsel adaleti “kentsel hizmetlerden ve haklardan toplumun her kesiminin insan onuruna yaraşır şekilde faydalanabilmesi” olarak tanımlıyor. Ona göre bu yalnızca hizmetlere erişim değil, aynı zamanda bu hizmetlerden <strong>nitelikli şekilde faydalanabilme</strong> meselesidir. Yoksul bir gecekondu mahallesinde yaşayan çocuğun eğitim, ulaşım, barınma ve sağlık hizmetlerinden eşit ve kaliteli biçimde yararlanabilmesi, bütün toplum için kentsel adaletin tesis edilmesi anlamına gelir. Bu da yoksul ve yoksun kesimlerin lehine daha fazla politika ve uygulama geliştirilmesini zorunlu kılar.</p>
<h2>Gecekondu mahallelerinin tarihsel konumu</h2>
<p>Çılğın, İstanbul’daki gecekondu mahallelerinin tarihsel olarak kentsel adaletin tesis edilemediği alanlar olduğunu vurguluyor.</p>
<ul>
<li><strong>1950’lerden 1980’lere kadar</strong> bu mahalleler “köylü”lerin yaşadığı bölgeler olarak görülüyordu. Prof. Dr. Sema Erder’in <em>İstanbul’a Bir Kent Kondu: Ümraniye</em> kitabında aktardığı gibi, bu bölgelerde yaşayanlar jandarma denetiminde tutuluyor, kente eklemlenmeleri engelleniyordu.</li>
<li><strong>1980’lerle birlikte</strong> neo-liberal dönüşümle kentler kentsel rant üzerinden düşünülmeye başlandı. Gecekonducular artık “köylü” değil, kamu arazilerini işgal eden “işgalci”ler olarak tanımlandı. Bu, onları “illegal” olmakla ilişkilendirmenin ilk adımıydı.</li>
<li><strong>1990’ların ortasından itibaren</strong> ise “varoş” kavramı gündeme girdi. Özellikle 1995’te Gazi Mahallesi’nde 22 kişinin öldüğü saldırı sonrası medya bu mahalleleri mekânsal ve kültürel olarak ayrıştırmak için “varoş” tanımını kullandı. Bu kavram, gecekondu bölgelerini suçla özdeşleştiren bir dilin yerleşmesine yol açtı.<br />
<h2><strong>Suç ilişkisi ve sosyal izolasyon</strong></h2>
</li>
</ul>
<p>Çıvğın’a göre, gecekondu mahallelerinin suçla ilişkilendirilmesi, bu bölgelerde yaşayanların kentin geri kalanıyla ilişki kurmasını engelleyen işlevsel bir tutum oldu. Dr. Zeynep Gönen’in <em>Varoşların Zaptiyesi ya da Kent Yoksullarının Neoliberal Denetimi</em> makalesinde de belirtildiği gibi, bu süreç politik kimliklerin suçlulaştırılmasına ve yoksulluğun neoliberal denetim altında tutulmasına hizmet etti.</p>
<h2><strong>Kentsel dönüşüm ve yoksulluk etkisi</strong></h2>
<p>Son yıllarda İstanbul’un birçok gecekondu mahallesi kentsel dönüşüm projelerine konu oldu:</p>
<ul>
<li><strong>Hacıhüsrev</strong>: Yıkılmadan önce sürekli “operasyon” haberleriyle gündemdeydi. Yerine yapılan lüks rezidans projesi, mahallenin geri kalanıyla ilişki kurmayan bir yapı oldu.</li>
<li><strong>Tarlabaşı</strong>: Suç üreten bir merkez gibi sunuldu, ardından kentsel yenileme adı altında sermaye gruplarının müdahale alanına dönüştü. Bugün eski halinden daha izole.</li>
<li><strong>Sulukule</strong>: Suçla ilişkilendirildi, yerine yapılan yapılar üst sınıflar için inşa edildi. Ancak mahalle hâlâ kentin geri kalanıyla bütünleşemedi.</li>
<li><strong>Sarıgöl</strong>: Uzun yıllar suçla ilişkilendirildi, yoksulluk denetim altında tutuldu. Sonrasında kentsel dönüşüme konu edildi.</li>
<li><strong>Ayazma-Tepeüstü</strong>: Doğrudan suçla anılmasa da benzer söylemlerle yıkım operasyonlarına sahne oldu.</li>
</ul>
<p>Çıvğın, bu örneklerin ortak noktasını şöyle özetliyor: Kentsel dönüşüm, yoksul mahallelerde “sihirli değnek” gibi sunuldu. Ancak sonuçta bu mahalleler üst sınıflar lehine düzenlenirken, yoksullar yoksulluklarıyla birlikte başka yerlere taşındı. Kentsel hizmetlerden yoksunlukları da devam etti.</p>
<h2><strong>Kentsel adaletsizlik nasıl etkiliyor?</strong></h2>
<p>Bugün 1 Mayıs Mahallesi, Gülsuyu-Gülensu, Okmeydanı, Derbent, FSM (Armutlu) ve Gazi Mahallesi gibi bölgeler için dile getirilen kentsel dönüşüm projelerinin, yoksulluğu yalnızca <strong>yer değiştiren bir olgu</strong> haline getireceği öngörülüyor.</p>
<p>Çıvğın’a göre bu mahallelerde yaşayan gençler açısından mesele yeni değil:</p>
<ul>
<li>Kentli sayılmamak,</li>
<li>Dışlanmışlık ve yok sayılma,</li>
<li>Kentsel hakların eşitsiz sunumu,</li>
<li>Suçla ilişkilendirilme…</li>
</ul>
<p>Bunların hepsi tarihsel bir geçmişe sahip. Bugün ortaya çıkan informal ve kriminal manzarayı yalnızca bu mahallelerde yaşayanlara yüklemek ise kolaycı bir tutum.</p>
<p>Şehir Plancısı <strong>Ceyhan Çılğın</strong>, gecekondu mahallelerinin tarihsel olarak kentsel adaletin tesis edilemediği alanlar olduğunu, suçla ilişkilendirilmenin bu mahalleleri izole ettiğini ve kentsel dönüşümün yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine yalnızca yer değiştirdiğini vurguluyor. Ona göre, kentsel adaletin sağlanması için yoksul ve yoksun kesimlerin lehine daha fazla politika ve uygulama geliştirilmesi şart.</p>
<h2><strong>TÜİK verisi: Yüzbinlerce çocuk suça itiliyor</strong></h2>
<p>Bu gençlerin birçoğu asgari ücret dahi kazanamıyor. Ya da birkaç bin fazlasını alıyor. Haftanın 6 günü günde 10 saat çalışmayı istemiyorlar. Mahallelerdeki yatay ilişkiler de sistem dışı seçeneklere kolayca ulaşmayı sağlıyor. MHP’li avukat Serdar Öktem’i öldürenler 2006-2009 yıllar arasında doğmuştu. Geçmişlerinde çocuk işçilik var. Ama sanıldığının aksine aldıkları paralar hayat kurtaracak türden değildi. Savcılık ifadelerinde her birinin 10-15 bin TL bandında para aldığı ortaya çıkmıştı. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla yeni bir koordinasyon kuruldu. Organize suç örgütleri üzerine çalışmalar sıklaştırılıyor. Operasyonlar sonucunda hazırlanan bir Daltonlar iddianamesinde ise 105 sanığın 72’sinin 2000 sonrası, bunların arasında da 2005-2006 doğumluların öne çıktığını görmüştük. TÜİK verilerine göre son bir yıl içerisinde 612 binden fazla çocuğun suça itildiği gibi bir tablo mevcut. Üstelik hükümlü olanlar hariç. Ve suça karışma-itilme düzeyinde her yıl yüzde 10-15 düzeyinde artış gözleniyor.</p>
<h2><strong>‘Suça itilme ceza azlığı ile açıklanamaz&#8217;</strong></h2>
<p>Çocuk suçlular son dönemdeki cinayetler de göz önüne alındığında suça sürüklenen çocuklar kavramını yeniden tartışmaya açtı. Hatta yasa yapıcılar da çocukların yetişkin gibi yargılanmasını öneren bir dizi teklifi kamuoyu önünde tartışmaya başlayıp, kendi çerçevelerini anlatmaya başladı. Uzmanlara göre adalet, tek başına cezalandırma sisteminden ibaret değil. Çocuk hakları aktivisti ve avukat Kardelen Ateşçi de verilere değiniyor: “Çocukların suçla ilişkilenmesindeki artışı yalnızca ‘cezanın azlığı’ ya da ‘cezasızlık algısı’ ile açıklamak mümkün değil. Çünkü rakamlardaki yükseliş, çocukların yaşam koşullarında, sosyal çevrelerinde ve maruz kaldıkları risklerde yapısal bir değişimin olduğunu gösteriyor. Bu nedenle ilk sormamız gereken soru, ‘cezalar yeterli mi?’ değil; ‘çocukları bu suçlara iten koşullar ne ve biz bu koşulları nasıl bertaraf ediyoruz?’ olmalı. Bu sebeple cezayı artırmak değil, çocuğun suçla karşılaşmasını önlemek öncelikli mesele haline geliyor. Çocuğa ‘ceza alabileceğini’ anlatmak da ancak güvenlik, eğitim, sosyal hizmet ve toplumsal destek mekanizmaları birlikte çalıştığında mümkün olabilir. Yalnızca sonuçtan hareket ederek ceza politikasını sertleştirmek, kök nedenleri tartışmadan atılacak bir adım olur ve beklenen etkiyi kısa vadede yaratsa da uzun vadede büyük sorunlara neden olur. Hatta çoğu zaman daha sert cezalar, çocukları adalet sistemi içinde travmatize ederek suça tekrar sürüklenme riskini artırır.”</p>
<h2><strong>‘Çocuklar beni kim kabul ediyor diye düşünür&#8217;</strong></h2>
<p>Avukat Ateşçi, cezasızlık algısına dair “Toplumda yetişkinlerin işlediği suçların yeterince soruşturulmaması, güç sahibi kişilere yönelik cezasızlık pratikleri, kurumsal şiddetin hesap sorulmadan kalması, çocuklar üzerinde çok daha güçlü etki yaratıyor. Ya da çocuklar rol model arar; gördüklerini normal kabul eder” diyerek devam ediyor:</p>
<p>“Eğer bir çocuk için ‘başarılı, güçlü, saygın’ görünen figürler çete üyeleri, suç örgütleri ya da kolay yoldan zengin olan kişilerse, siz ceza miktarını yetişkinlerle eşitleseniz bile caydırıcılık yaratamazsınız. Çünkü çocuk zihni cezayla değil, aidiyet ve kabul göreceği yerle çalışır. Bugün lüks araçlar içinde gezen, pahalı kıyafetlerle öne çıkan suç örgütü üyelerini gören bir çocuk için mesele ‘ne kadar ceza alırım?’ değildir. Mesele, ‘beni kim kabul ediyor, kim görüyor, bana kim değer veriyor?’ sorusudur. Bu yüzden çocuk suçluluğunu yalnızca ceza kanunlarıyla çözmemiz mümkün değil.”</p>
<h2><strong>Çözüm ne?</strong></h2>
<p>Peki çözüm ne? Ateşçi’ye göre bunun çerçevesi şöyle: “Çocuğa dokunan sosyal politikaları güçlendirmek, risk altındaki çocukları erken dönemde tespit etmek, sosyal hizmet uzmanlarını sahaya yaymak ve STK–kamu işbirliğini artırmaktan geçiyor. Yine, sosyal yardımlar da tek başına çözüm değil; çocuğun çevresini güçlendiren, güvenli yetişkin varlığını artıran, alternatif rol modellerle buluşmasını sağlayan, okul ve toplum temelli koruyucu sistemler gerekiyor. Çocukları cezayla değil, güçlendirilmiş sosyal hizmet ve koruyucu adalet yaklaşımıyla toplumla bütünleştirebiliriz. Aksi halde, her sertleşen ceza politikasının ardından yeni nesillerin aynı döngüye girdiğini görmeye devam edeceğiz.”</p>
<p>Üç bölümlük dosyanın ilk bölümünü okumak için <a href="https://www.mefhumdergi.com/cetelesmenin-anatomisi-yoksulluk-kimlik-ve-guc/">tıklayın.</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/cetelesmenin-anatomisi-yok-sayilmak/">Çeteleşmenin anatomisi-2: Yok sayılmak ve &#8216;kentlilik&#8217; çıkmazı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çeteleşmenin anatomisi: Yoksulluk, kimlik ve güç</title>
		<link>https://www.mefhumdergi.com/cetelesmenin-anatomisi-yoksulluk-kimlik-ve-guc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çaklı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 14:55:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[manset]]></category>
		<category><![CDATA[yeni nesil çeteler]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mefhumdergi.com/?p=3719</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;Yeni Nesil Çete&#8217; kavramı son yıllarda hayatımıza girdi. Türkiye’de çeteleşmenin gençler ve çocuklar arasında neden bu kadar yaygınlaştığı&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/cetelesmenin-anatomisi-yoksulluk-kimlik-ve-guc/">Çeteleşmenin anatomisi: Yoksulluk, kimlik ve güç</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4>&#8216;Yeni Nesil Çete&#8217; kavramı son yıllarda hayatımıza girdi. Türkiye’de çeteleşmenin gençler ve çocuklar arasında neden bu kadar yaygınlaştığı hala merak konusu. Bilinenin aksine çeteleşmeye neden, yalnızca ekonomik yoksunluk değil, gençler aynı zamanda güçlü hissetmek istiyor ve grup aidiyeti geliştiriyor.</h4>
<p>İstanbul’un arka mahalleleri 2018 yılından sonra daha önce görülmemiş biçimde şiddet olaylarına tanıklık etmeye başladı. Özellikle 2022 yılından sonra kendilerine Daltonlar, Casperlar, Red Kitler gibi çizgi film karakteri isimleri veren çeteler adlarından sıkça söz ettiriyor.</p>
<p>Gazi, Gülsuyu gibi mahallelerde hava kararınca gayrimeşru dünyasının hareketlenmeye başladığını görebiliyorsunuz. Akşamın karanlığıyla torbacılık daha belirgin hale geliyor. Mahallede yaşayanlar, hangi sokak başında kimlerin torba tuttuğunu biliyor. Bir dizi isim kulaktan kulağa geziniyor.</p>
<p>Bu araştırma dosyasının ilk bölümü, İstanbul’un yoksul mahallelerinde büyüyen gençlerin nasıl ve neden suç örgütlerinin etki alanına girdiğini anlamaya çalışıyor. TÜİK verilerinden sokak gözlemlerine, gençlerle yapılan görüşmelerden uzman analizlerine uzanan geniş bir çerçevede, yeni nesil çeteciliğin yükselişini, silaha erişimin kolaylığını ve kentsel adaletin bu hikayedeki belirleyici rolünü inceliyor.</p>
<h2>Ortak nokta öfkeleri</h2>
<p>Sokak çeteleri için internet dünyası çok daha büyük ve rahat bir zemin yaratmış durumda. Bir dönem yeni nesil çetelerle ilişkisi bulunan M.S. isimli 19 yaşındaki genç, ilk suçunu 14 yaşında işlemiş. Sosyal medyanın gizlilik açısından daha güvenli olduğu bir gerçek. Görüştüğümüz gençlerin bir kısmıyla ayaküstü konuşabildik. Esasında farklı kimlik ve kültürel gruplara aitler. Ortak noktaları öfkeleri. Mesela M.S., babası ayakkabıcı olmasına rağmen 2 yıl aynı ayakkabıyı giydiğini ve arkadaşlarına özendiğini söylerken, öfkesinin onu daha zengin olma duygusuna ittiğini bunun için de kısa yollar aramaya başladığını söylüyor.</p>
<p>Bir başka genç ise okula giderek bir gelecek kurabileceğini düşünmüyor. Ya da yalnızca arkadaş çevresi nedeniyle ilişki kuranlar da oluyor. Kendini Daltonlar suç örgütüne ait hisseden genç bir topluluk 19 Mart sürecinde Saraçhane eylemlerine katılmaktan imtina etmiyor. Sınıfsal öfkesi olan bu gençlerin derdi, dünyayı değil kendi yaşamlarını değiştirmek.</p>
<h2>Organize suç örgütleriyle ilişkideki sıçrama verilere yansıdı</h2>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre son dokuz yılda suça sürüklenen çocuk sayısı yüzde 51.5 artışla 202 bin 785’e ulaştı. En büyük artış ise organize suçlarla bağlantılı alanlarda meydana geldi. 2015’te 549 olan çocukların karıştığı cinayet sayısı, yüzde 131 artarak 2024’te 1270’e çıktı. Uyuşturucu satma suçuna bulaşan çocuk sayısı yüzde 119.5 artışla 16 bin 563’e yükseldi. En sık işlenen suç olan yaralama vakası, yüzde 78.5 artışla 81 bin 875’e ulaştı.</p>
<p>Suça itilen çocuklar, daha çok İstanbul’un yoksul mahallelerinde ortaya çıkıyor. Bu nedenle kentsel adalet başlığı da oldukça önemli. Şehir plancıları bir şehrin kurgulanırken, kamusal hizmetlere eşit ve nitelikli bir yaklaşımın tesis edilmesinin önemine vurgu yapıyor. Bu haklardan mahrum kalanların sayısı milyonlarla anılacak kadar büyümüş durumda.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-3729 size-large" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410-1024x768.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410-1024x768.jpg 1024w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410-300x225.jpg 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410-768x576.jpg 768w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410-1536x1152.jpg 1536w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410-527x395.jpg 527w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410-1054x791.jpg 1054w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410-688x516.jpg 688w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410-1044x783.jpg 1044w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410-1400x1050.jpg 1400w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410-1920x1440.jpg 1920w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/0d61506f-2aa7-46e2-abed-a74f22011410.jpg 2000w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h2>‘2022’de 3 bin liraya silah aldım&#8217;</h2>
<p>Türkiye&#8217;de yılda üç bin kişi ateşli silahlarla ölüyor, 700&#8217;ü ise yaralanıyor. Cinayetlerin yüzde 60&#8217;ında ateşli silah kullanılıyor. Her 10 kişiden 1&#8217;inde, her 3 evden 1&#8217;inde ateşli silah var. Saha gözlemi ve görüşmeler sonrasında silaha ulaşmanın ne kadar kolay olduğunu fark ettik.</p>
<p>Suriye çıkması Kalaşnikof, el bombası, çelik yelek, kuru sıkıdan bozma gibi aralarında ağır silah ve patlayıcıların da olduğu bir envanter çetelerin elinde. İletişim kanalları üzerinden sergilenen silahlara ulaşmak ise oldukça kolay. Kuryeler aracılığıyla silahı edinmek mümkün. Üstelik epey mütevazı bir meblağ karşılığında silah deposu oluşturabilecek düzeyde ‘uygunluk’ mevcut.</p>
<p>Bir dönem çetelere bulaşmış, ancak daha sonra korktuğu için bağını koparmış 19 yaşındaki M.S., 4 çocuklu ailenin en küçüğü. Babası ayakkabıcı, annesi ev kadını. Manisalı ailenin en küçüğü olan M.S., 14 yaşında Okmeydanı’nda sol politik gruplarla da ilişkisi olduğunu anlatırken hayata karşı öfkeli olduğunu belirtiyor. İlk suçunun kişisel verileri izinsiz ele geçirme suçundan yargılandığını belirtiyor: “Panel diye bir şey var. Ben bilgisayarda iyiyim. Kabiliyetimi verileri ele geçirerek kullandım sonrasında da yargılandım. Aynı zamanda silahlara merakım var. Biraz da tornacılık biliyorum. Telegram kanalları üzerinden tanıştığım insanlar oldu. 2022 yılında kuru sıkı bozması bir silah aldım. Doğukan Karadeniz isimli kişiden 3 bin liraya bu silahı aldım. Silahın sorunlu olduğunu öğrendim kırıp çöpe attım. Bu bahsettiğim kişi Sultanbeyli’de silah satıyordu. Yanında 16 yaşında başka bir çocuk vardı. Taksim bölgesinde silah satarken yakalandı. Bahçelievler’de evleri vardı. Evlerine gidiyordum. Sosyal medyada adını Can Dalton olarak yapan biri vardı. Çelik yelek satıyordu. Evlerde uyuşturucu kullanılıyordu. Bana birini öldürtürler diye korktum, ilişki kurmadım.”</p>
<h2>‘Babam ayakkabıcı ama 2 yıl aynı ayakkabıyı giyiyordum&#8217;</h2>
<p>M.S., çetelerle ortak noktasının ne olduğunun tespitini kendi yapıyor: “Onlar kolay yoldan zengin olmak istiyorlar, ben daha kolay yoldan zengin olmak istiyorum. Ben öğretmenlerime, arkadaşlarıma özenirdim. Babam ayakkabıcı ama ben 2 yıl aynı ayakkabıyı giyiyordum. Ev sahibi bizi evden çıkarmaya çalışırdı, ben de neden bunu yaşadığımızı düşündüm ve hızlı para kazanmaya başladım. Çetelerden korktum, yanımda Rambo bıçağı ile geziyordum. Biri bana zarar vermeye çalışırsa ona karşı kullanmak için.”</p>
<h2>Aile tepkisi daha çok çeteye itmiş</h2>
<p>M.S., aile üyelerinden biri olan ağabeyinin silah al-sat yaptığını ve aslında ilk ondan öğrendiğini aktarıyor: “Ağabeyim de silah al-sat yapıyordu. Bağcılar’da Bilal Demir diye biri vardı. Onlardan da silah alıyordum, bu vesileyle tanıştık. Daltonlar, Casperlar gibi çeteler de silah satıyor. Ailem de biliyordu bu işleri yaptığımı, babam üzülüyordu ve beni dövüyordu. Ancak daha çok çetelerin içine gidiyordum. Anneme babama da kızıyordum çünkü. Çevremdeki bazı arkadaşlarım da torbacılıktan içeri girdi 7 ay cezaevinde kaldı. Biz böyle kendimizi güçlü hissediyoruz. Aslında bu çetelere katılan insanlar çok zayıf insanlar. Fakirler ve ezilmişler. Mağdur psikolojisine giriyorlar. Sisteme kızıyorlar. Ben de öyle sisteme kızıyorum. Bu sistem bizi kabul etmiyor, fırsat vermiyor. Öfkem dünyayı değiştirmeyi değil beni zengin etmeye yarasın. Türkiye’de her gencin hayali zengin olmaktır. Boğaziçi’nde Tarih okuyan ağabeyim vardı. Ben de onunla ders çalışırdım. O ölünce ben de başka yollara gittim. Daha sonra üniversiteye hazırlandım. Yüzde 100 burslu bir bölüm kazandım. (Öğrenci kartını gösteriyor) Ben okulda da görüyorum. Uyuşturucu kullananları dinliyorum. Havalı olduklarını düşünüyorlar. Cezaevine girmenin ne olduğunun bence farkında değiller. Artık araştırmacı olmak istiyorum. Bana çok para kazandıracak daha yasal yolları arıyorum. İletişim kanalları üzerinden hala ne yapılıyor diye takip ediyorum. Silah satışı çok normal ve kolay. Çelik yelek, el bombası dahi satılıyor. Anadolu Yakası’nda Efsane lakabıyla bilinen biri var. Çetelerle bağı var silahları onlardan alıp satıyor. 200 bin liraya taşıma ruhsatlı silah satıyordu. Hiç mi bulamadın silahı, TikTok’tan bir Dalton hesabına mesaj at. Biraz kazıklanarak silahı alırsın. Telegram’da bir Arap kanalına girmiştim, C4 patlayıcı satıyorlar. Şehit olmuş asker miğferi dahi satıyorlar ve Türkiye’ye getirebileceklerini söylüyorlar. Tabi şimdi bu kanalların çoğu kapandı, Whatsapp’a kaydılar.”</p>
<h2>‘Yoksulluk ilk çocukları etkiliyor&#8217;</h2>
<p>Türkiye’de eğitim sistemi, son yirmi üç yılda kamusal hak olmaktan çıkarılarak giderek piyasalaştırıldı. Eğitim artık parayla alınıp satılabilen bir meta haline gelirken, kamusal kaynaklar özel okullara aktarıldı. <strong>Eğitimci Feray Aytekin Aydoğan</strong>, 2024 verilerine göre özel okulların kamu okullarına oranının ülke tarihinin en yüksek seviyesine ulaştığını (yüzde 24) hatırlatıyor. Devlet okulları dahi kayıt parası ve aidat gibi kalemlerle paralı hale getirildi. Bu süreç, okullar arası eşitsizliği her geçen yıl derinleştirdi.<br />
Aydoğan’a göre: Akademik liseler azaltılırken meslek liseleri ve imam hatipler artırıldı. Akademik eğitim, özel okullarda parayla satın</p>
<p>alınabilir hale geldi. Emekçi ailelerin çocukları çocuk yaşta sermaye için ucuz iş gücü olarak görülmeye başlandı. İmam hatipler, hem siyasal kadrolaşma aracı hem de iş cinayetlerini “fıtrat” ve “kader” söylemleriyle meşrulaştıran rıza aygıtı işlevi gördü. MESEM ve yeni okul modelleri, “Ahilik” vurgusu üzerinden çocuk işçiliğini usta-çırak ilişkisi adıyla yerli ve milli bir gelenek olarak sunmaya başladı. Bu politikalar sonucunda çocuklar sosyo-ekonomik durumlarına göre ayrıştırıldı.</p>
<figure id="attachment_3726" aria-describedby="caption-attachment-3726" style="width: 500px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-3726 size-full" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/artworks-T7KIAj0obtBQb0Ym-rg4NCA-t500x500.jpg" alt="Eğitimci Feray Aytekin Aydoğan" width="500" height="500" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/artworks-T7KIAj0obtBQb0Ym-rg4NCA-t500x500.jpg 500w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/artworks-T7KIAj0obtBQb0Ym-rg4NCA-t500x500-300x300.jpg 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/artworks-T7KIAj0obtBQb0Ym-rg4NCA-t500x500-150x150.jpg 150w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/artworks-T7KIAj0obtBQb0Ym-rg4NCA-t500x500-95x95.jpg 95w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/artworks-T7KIAj0obtBQb0Ym-rg4NCA-t500x500-190x190.jpg 190w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /><figcaption id="caption-attachment-3726" class="wp-caption-text"><em>Eğitimci Feray Aytekin Aydoğan</em></figcaption></figure>
<p><strong>Yüksek gelirli ailelerin çocukları özel okullarda veya fen/anadolu liselerinde.</strong></p>
<p><strong>Orta gelirli ailelerin çocukları sınavsız Anadolu liselerinde.</strong></p>
<p><strong>Yoksul ailelerin çocukları imam hatiplerde, meslek liselerinde ve MESEM’lerde.</strong></p>
<p>Eğitimci Aydoğan, yoksulluk arttıkça okul terklerinin ve okullarda şiddetin de arttığını vurguluyor. Bilimsel veriler, okul terkinin çocuk işçiliğini, çocuk yaşta evlilikleri ve tarikatlara/çetelere yönelimi artırdığını gösteriyor.</p>
<p><strong>En az 1,47 milyon çocuk okulda değil.</strong></p>
<p>Lisede olması gereken her on çocuktan biri (yüzde 8,6) okulda değil.</p>
<p>Muş, Ağrı, Şanlıurfa gibi illerde 14-17 yaş grubundaki her üç öğrenciden biri liseye devam etmiyor.</p>
<p><strong>MESEM’lerde 392 bin 887 çocuk çalıştırılıyor.</strong> Denetim oranı yalnızca binde 4. 2020’den bu yana iş kazaları beş kat arttı, son iki yılda 22 çocuk yaşamını yitirdi.</p>
<p>Yaklaşık 300 bin çocuk Açıköğretim’e geçti. Bir yıl içinde açık liseye geçenlerin sayısı yüzde 30 arttı.</p>
<p>Devamsızlık oranları: ilkokulda yüzde 13,2, ortaokulda yüzde 23,7. İmam hatiplerde yüzde 32, meslek liselerinde yüzde 40,6.</p>
<p><strong>Kız çocuklarının okul terki hızlanıyor.</strong> Riskli il sayısı 7’den 11’e çıktı.</p>
<p>Köy okullarının sayısı yüzde 4 azaldı; kırsalda öğrenci sayısı her kademede düşüyor.</p>
<p>Taşımalı eğitimde tasarruf politikaları nedeniyle 2024-25 döneminde öğrenci sayısı yüzde 16,2 geriledi.</p>
<h2>Çocukların gözünden</h2>
<p>Aydoğan’ın dikkat çektiği bir başka nokta ise çocukların iyi olma hali göstergeleri.  Çocukların yüzde 60’ı çevrede uyuşturucu kullanımını en büyük tehlike olarak görüyor.</p>
<h4>PISA 2022 verilerine göre:</h4>
<p>Öğrencilerin yüzde 25’i okulda çeteler gördüğünü,</p>
<p>Yüzde 26’sı silah veya bıçak taşıyan öğrenciye tanık olduğunu,</p>
<p>Yüzde 28’i ise tehdit olaylarına şahit olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Çocukların yüzde 41’i para kazanmak için çalışmak zorunda olmanın mutsuzluk nedeni olduğunu söylüyor.</p>
<p>Öğrencilerin yüzde 14’ü haftada en az bir gün çalışıyor; yüzde 5’i okuldan önce, yüzde 6’sı okuldan sonra her gün çalışıyor.</p>
<p>Eğitimci Aydoğan Türkiye’de yoksulluk ve eşitsizlik arttıkça ilk kaybedenlerin çocuklar olduğunu belirterek ekliyor, “Eğitim hakkının piyasalaştırılması, kamusal kaynakların özel okullara aktarılması ve MESEM gibi modellerle çocuk işçiliğinin meşrulaştırılması, çocukları okuldan koparıyor. Aslında sadece okuldan koparmakla da kalmıyor. Çocuklar kamusal hizmetlerden uzaklaştığında farklı arayışlar içerisine girebiliyorlar. En az bir buçuk milyon çocuk okul dışında.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-3727 aligncenter" src="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/sa-300x194.webp" alt="Prof. Dr. Şükrü Aslan" width="510" height="330" srcset="https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/sa-300x194.webp 300w, https://www.mefhumdergi.com/wp-content/uploads/2025/12/sa.webp 510w" sizes="(max-width: 510px) 100vw, 510px" /></p>
<h2>‘Sistem dışı alanlara kayış kaçınılmaz&#8217;</h2>
<p>Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü akademisyenlerinden <strong>Prof. Dr. Şükrü Aslan</strong>, Türkiye’de artan çeteleşme vakalarını yalnızca yoksullukla açıklamanın yetersiz olduğunu vurguluyor. Aslan’a göre, bireylerin sisteme dair ümitsizlik yaşadığı noktada “sistem dışı alanlara kayış” kaçınılmaz hale geliyor.</p>
<p>Aslan, klasik sosyolojik teorilerin açıklamakta zorlandığı bir olguya dikkat çekiyor: “Bazen sistemin kendisi suçtur.”</p>
<p>Ona göre illegal politik örgütler, suç işlemek için değil, “suç düzeni” olarak gördükleri yapıyı değiştirmek amacıyla ortaya çıkabiliyor.<br />
Toplumsal mücadeleler, sistemin açmazlarının görünür hale geldiği anlarda doğuyor. Örneğin köylülerin madencilik karşıtı hareketleri, doğrudan sisteme savaş açmak değil, meşru bir reaksiyon olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çeteciliğe yönelimin yalnızca yoksullukla sınırlı olmadığını belirten Aslan, “Suça yatkın olmak diye bir şey yoktur. Toplumun her kesiminden insanlar dahil olabilir” diyor.</p>
<p>İyi bir üniversitede okuyan ya da hali vakti yerinde olan bireyler bile tanıklık ettikleri haksızlıklara tepki olarak bu tür yapılara yönelebiliyor.</p>
<p>Aslan, sistemin bazen bu organizasyonlara göz yumduğunu ve kontrol altında tutmak için alan açtığını ifade ediyor.<br />
Türkiye’de üniversitelerin toplumdaki en yüksek mertebelerden biri olduğunu hatırlatan Aslan, “Üniversite sahipleri” kavramının ortaya çıkışına ve irtikap ile yolsuzluk iddialarına dikkat çekiyor.</p>
<p>Bu durumun da bireyleri sistem dışı alanlara yönelten faktörlerden biri olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Prof. Dr. Şükrü Aslan’ın değerlendirmesi, çeteleşme hareketlerini yalnızca ekonomik yoksunlukla açıklamanın eksik olduğunu; sistemin sunduğu imkanlar, açmazlar ve bireylerin tanıklık ettiği haksızlıkların bu sürecin temel belirleyicileri olduğunu ortaya koyuyor. Ona göre Türkiye’de sistem dışı alanlara kayış ve bu grupların çoğalması sosyolojik olarak kaçınılmaz bir sonuç.</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/cetelesmenin-anatomisi-yoksulluk-kimlik-ve-guc/">Çeteleşmenin anatomisi: Yoksulluk, kimlik ve güç</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MESEM’le biten hayat Muhammed Kendirci: Yaşasaydı beden eğitimi öğretmeni olacaktı</title>
		<link>https://www.mefhumdergi.com/mesemle-biten-hayat-muhammed-kendirci-yasasaydi-beden-egitimi-ogretmeni-olacakti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çaklı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Nov 2025 22:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[cinayet]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk işçi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[emek]]></category>
		<category><![CDATA[manset]]></category>
		<category><![CDATA[Mesem]]></category>
		<category><![CDATA[milli eğitim bakanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mefhumdergi.com/?p=3650</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şanlıurfa’nın Bozova ilçesi, Harran Ovası’nın işçi çocuklarından biriydi Muhammed Kendirci. 2009 yılında, Kendirci ailesinin en küçüğü olarak dünyaya&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/mesemle-biten-hayat-muhammed-kendirci-yasasaydi-beden-egitimi-ogretmeni-olacakti/">MESEM’le biten hayat Muhammed Kendirci: Yaşasaydı beden eğitimi öğretmeni olacaktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şanlıurfa’nın Bozova ilçesi, Harran Ovası’nın işçi çocuklarından biriydi Muhammed Kendirci. 2009 yılında, Kendirci ailesinin en küçüğü olarak dünyaya gelmişti. İki ablası vardı, biri 21 diğeri 17 yaşında. Küçük olması nedeniyle hem annesi hem de ablaları tarafından gözden sakınılarak büyütülmüş. Babası Ahmet Kendirci 46 yaşında, 96’dan beri berber dükkanı işleten bir esnaf. Aslen Urfalılar, geçimlerini berber dükkanından gelen parayla sürdürüyorlardı. Muhammed’in ablalarından küçük olanı, kürek çekme dalında Türkiye derecelerine sahip sporcuydu. Annesinin aktarımına göre Muhammed de ablasına öykünüp, beden eğitimi öğretmeni olma hayali kuruyormuş. Ancak, Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında işçi olunca hayalleri de ‘kaderi’ de değişmiş.</p>
<p>Urfa’nın çocukları ya kendi topraklarında ya da mevsimlik göçle işçileşirler. Çocuk hak ihlallerine ilişkin hazırlanan raporlarda Urfa genelde ilk sırada yer alır. Fakat bilinir ki çeşitli kentlerde hayatını kaybeden çocuklar arasında mevsimlik Urfalı işçilerin çocukları yoğundur. Böyle bir hayatın içerisinde bir de kamu, özel iş birliğiyle organize edilen MESEM’ler de bugün 500 binden fazla çocuk işçi. 2016 yılından itibaren hayata geçirilen bu sistemde bugüne kadar en az 16 çocuk hayatını kaybetti. Muhammed Kendirci bunun son örneği oldu.</p>
<h2>‘Okumayanlar çeteye bulaşıyor&#8217;</h2>
<p>Anne Kendirci, çocuğunun geleceğine ilişkin konuşurken, “Kim çocuğunun okumasını istemez ki” diye sitemini belirtiyor. Baba Kendirci de oğlunun MESEM’e gitmesine onayı kendisinin verdiğini ekliyor. Nedeni ise kendince çok basit: “Okumak istemiyordu. Ben de çalışsın diye MESEM’e gönderdim. Okul okumayanlar serseri oluyor, uyuşturucuya bulaşıyor. Çete mete görüyorsunuz işte.”</p>
<h2>‘Hangimiz öyle değil ki’</h2>
<p>Her ne kadar devlet projesi olsa da çalışma saatleri uzun. Seher vaktinden hemen sonra başlayan mesai, güneş battıktan sonra son buluyormuş. Bu bir şikayet gerekçesi dahi değil. Çünkü “çalışmak” böyle bir şey. Baba Kendirci de kendisinin çocukluktan beri çalıştığını söylüyor: “Hanginiz öyle değil ki? Ben berberliği anamın karnında öğrenmedim. Çırak olarak başladım sonra kendi dükkanımı açtım.”</p>
<h2>‘Göz bebeğimizdi&#8217;</h2>
<p>Baba Kendirci, oğlu için “Sessiz bir çocuktu. Arkadaşlarıyla, ustasıyla arası iyiydi. Evden işe, işten eve gider gelirdi. Çok sosyal değildi. Annesi ve ablalarıyla çok iyi geçinirdi. O bizim göz bebeğimizdi” diyor.</p>
<h2>‘Önce stajı bitir&#8217;</h2>
<p>Liseye geçince okulla arasındaki mesafe açılmaya başlamış. Çalışmak istediğini ailesine söylemeye başlamış. Çalışma hayatına girişi de böyle başlamış. Baba Kendirci, “Okul okumak istemiyorsa çalışır, bu her yerde böyle değil mi?” diyor.</p>
<p>Atölyede çırak olarak başladı işe. Akşam işten geldiğinde yemeğini yer köşesine çekilirmiş. Çalışmaktan şikayet etmezmiş. Babasına oto yıkamacı açmak istediğini söylemiş Muhammed Kendirci, babası da “Tamam oğlum, önce stajı bitir, sonra” yanıtını vermiş.</p>
<p>14 Kasım 2025 Pazartesi, her zamanki gibi evden çıktı Muhammed. Saat 16.00 civarında aileye haber verildi: “Muhammed yaralandı.”</p>
<p>5 gün yoğun bakımda kaldı; iç organ hasarı, çoklu yetmezlik… 19 Kasım’da da hayatını kaybetti.</p>
<p>Cenazesi 19 Kasım’da Bozova Güllü Gül Camii’nden kaldırıldı. Soruşturma devam ediyor. Olay kapsamında H. A. tutuklandı. Dosyaya gizlilik kararı getirildi; hastanede 1 hemşire ve 2 temizlikçi açığa alındı.</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/mesemle-biten-hayat-muhammed-kendirci-yasasaydi-beden-egitimi-ogretmeni-olacakti/">MESEM’le biten hayat Muhammed Kendirci: Yaşasaydı beden eğitimi öğretmeni olacaktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitim ambalajıyla çocuk işçilik: Kanla biriken sermaye &#8216;MESEM&#8217;</title>
		<link>https://www.mefhumdergi.com/egitim-ambalajiyla-cocuk-iscilik-kanla-biriken-sermaye-mesem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Çaklı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 11:25:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk işçi]]></category>
		<category><![CDATA[emek]]></category>
		<category><![CDATA[iş cinayeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mesem]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mefhumdergi.com/?p=3474</guid>

					<description><![CDATA[<p>Marx, Kapital’inde &#8220;sermaye, canlı emek karşısında ölü emeği temsil eder&#8221; tespitine yer verir. Bugün hâlâ güncelliğini koruyan bu&#8230;</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/egitim-ambalajiyla-cocuk-iscilik-kanla-biriken-sermaye-mesem/">Eğitim ambalajıyla çocuk işçilik: Kanla biriken sermaye &#8216;MESEM&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Marx, Kapital’inde &#8220;sermaye, canlı emek karşısında ölü emeği temsil eder&#8221; tespitine yer verir. Bugün hâlâ güncelliğini koruyan bu cümlede geçen &#8220;ölü emek&#8221;, sadece makineler ve binalar değil; aynı zamanda ezilen proletaryanın kanı ve gözyaşıdır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), tam da bu kapitalist mantığın somut yansıması. Kağıt üzerinde &#8220;mesleki eğitim&#8221; diye pazarlanan bu sistem, gerçekte çocuk proletaryayı ucuz iş gücü olarak yeniden üretmek, artı-değere el koymak için tasarlanmış bir sömürü makinesi gibi işliyor.</p>
<p>Ahilik geleneği adı altında, devlet eliyle organize edilen MESEM, kapitalizmin çürümüşlüğünü gözler önüne seriyor: yoksul ailelerin çocukları, fabrikaların, atölyelerin ve servislerin köle pazarına sürülüyor. Haftada bir gün &#8220;teorik eğitim&#8221; diye adlandırılan bir formaliteyle, dört gün boyunca sermayenin değirmeninde öğütülüyorlar. Bu, sınıf mücadelesinin en vahşi cephesi; çünkü sömürülenler henüz ücretli emek ilişkisinin bir parçası olacak yaşta değiller, ama sermaye zaten onları &#8220;geleceğin işçisi&#8221; diye çoktan etiketleyip yutmaya başladı.</p>
<p>Kapitalizm, emek gücünü yeniden üretmek için sürekli ucuz ve güvencesiz bir iş gücü ordusuna ihtiyaç duyuyor. Sanayi Devrimi&#8217;nden bu yana sermayenin emekle kurduğu ilişki biçimi böyle devam etti.</p>
<h2>Eğitim adı altında işçilik</h2>
<p>Türkiye&#8217;de neoliberal politikaların geldiği en sert aşamalardan biri olan<span style="color: #ff0000;"> </span>MESEM, bu ihtiyacı &#8220;eğitim&#8221; ambalajıyla karşılıyor. 2016&#8217;dan beri zorunlu eğitim kapsamına alınan bu sistem, ortaokul mezunu çocukları doğrudan işletmelere itiyor. Çıraklıkta asgari ücretin yüzde 30&#8217;u, kalfalıkta yüzde 50&#8217;si kadar bir &#8220;maaş&#8221; –ki bu, sermayenin artı-değerini maksimize etmek için biçilmiş kaftan-  Devlet, sigortayı üstleniyor, ücretlerin bir kısmını İŞKUR üzerinden patronlara iade ediyor; sonuç? Çocuklar fiilen işçi, ama yasal hakları yok!</p>
<p>“Mutlak yoksullaşma yasasının” bir varyasyonu: proletarya, nesiller boyu yenileniyor ama her seferinde daha düşük bedelle. MESEM, kapitalizmin krizini –işsizlik, yoksulluk– genç proletaryanın sırtına yüklüyor. Aileler, yüzde 33&#8217;lük çocuk yoksulluğu oranında boğulurken, çocuklarını &#8220;meslek öğrenmeye&#8221; gönderiyor. Fakat gerçek tam tersi: bu sistemde usta-çırak ilişkisi diye sunulan şey, aslında patron-işçi hiyerarşisinin mikrokozmosu. Çocuklar, &#8220;patron efendi&#8221;ye boyun eğmeyi öğreniyor, grev hakkını değil.</p>
<h2>Paranın derebeyleri ne dedi?</h2>
<p>Şimdi, sermaye temsilcilerinin bu sisteme dair söylediklerini hatırlayalım, çünkü onlar, sömürünün en çıplak savunucuları. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), mesleki eğitimi &#8220;ekonomik büyümenin lokomotifi&#8221; diye överken, MESEM&#8217;i &#8220;nitelikli iş gücü yetiştirmenin en etkili yolu&#8221; olarak nitelendirmişti. TİSK&#8217;in raporlarında, &#8220;MESEM sayesinde işletmelerimiz düşük maliyetle yetenekli elemanlar kazanıyor, istihdam artıyor&#8221; deniyordu; sanki bu, sermayenin kâr oranlarını yükseltmek için değil de, &#8220;topluma fayda&#8221; için!</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), benzer şekilde, MESEM&#8217;i &#8220;ahilik ruhunu modernleştiren bir köprü&#8221; diye pazarlamıştı. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, çeşitli konuşmalarında, &#8220;Gençlerimizi erken yaşta iş hayatına sokarak, işsizliği önlüyoruz&#8221; demişti. Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) gibi sermaye örgütleri ise, MESEM&#8217;i teşvik ediyor: &#8220;Devlet desteğiyle çıraklar, fabrikalarımıza hazır işçi olarak geliyor.&#8221;</p>
<p>Bunlar, kapitalistlerin klasik yalanları. Sömürüyü &#8220;eğitim&#8221; diye maskeleyip, çocuk emeğinin artı-değerini cebe indirmek tek gayeleri. Hatırlayın, 2023&#8217;te TOBB&#8217;un mesleki eğitim kampanyasında, &#8220;Her fabrika bir okul&#8221; sloganı atılıyordu; ama o &#8220;okullar&#8221;, çocuk kanıyla boyanmış atölyelerden başka bir şey olmadı.</p>
<h2>MESEM’de ölen çocuklar</h2>
<p>Bu çürümüşlüğün en korkunç kanıtı, MESEM kapsamında ölen genç işçilerin hikayeleri. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) raporlarına göre, son 11 yılda en az 695 çocuk işçi iş cinayetlerinde öldü; sadece 2024-2025 eğitim yılında MESEM&#8217;de 12 çocuk can verdi. Bu ölümler, kapitalizmin vahşiliğini, devletin iş birliğini ve sistemin kokuşmuşluğunu gösterdi.</p>
<p>Bakın, 14 yaşındaki Arda Tonbul&#8217;a: İstanbul&#8217;un bir metal fabrikasında, sac büküm makinesine başını kaptırarak öldü. Yoksul bir ailenin çocuğu, &#8220;meslek öğreneyim&#8221; diye MESEM&#8217;e kaydolmuş; ama patronlar, denetimsiz bir ortamda onu makinenin dişlilerine yem etti.</p>
<p>Aynı yıl, Kütahya&#8217;da 15 yaşındaki Erol Can Yavuz, mobilya atölyesinde sunta bloklarının altında ezilerek hayatını kaybetti. Usta öğretici nerede? Denetim nerede?</p>
<p>Manisa&#8217;da 17 yaşındaki Alperen Enes Ünal, staj yaptığı inşaatta düşerek öldü –yükseklik koruması yok, eğitim yok, sadece ucuz emek var. 2024&#8217;ün sonlarında, Manisa Salihli MESEM Elektrik Tesisatları öğrencisi 14 yaşındaki Muammer Samet Karaoluk, elektrik çarpmasıyla can verdi. İSİG&#8217;e göre, bu yıl sanayideki çocuk ölümleri yüzde 20 arttı; MESEM ise bu artışın motoru.</p>
<p>2025&#8217;e gelince, çürüme daha da derinleşti. Nisan ayında, 15 günde dört çocuk/genç işçi öldü: Biri tekstil atölyesinde, diğeri inşaatta, ikisi de MESEM&#8217;li. Mersin&#8217;de bir kamp olayında iki MESEM öğrencisi iş cinayetinde hayatını kaybetti. Çocuk işçi ölümlerinde MESEM’in payı yüzde 15&#8217;i aşar duruma geldi. Bu çocuklar, proletaryanın en saf unsurlarına dönüştürüldüler.</p>
<h2>Kamunun yalanı</h2>
<p>Marx, 18. Brumaire’de devleti &#8220;burjuvazinin ortak işlerini yöneten komite&#8221; diye tanımlar; Türkiye&#8217;de Milli Eğitim Bakanlığı, tam da bu rolü oynuyor. Bakan Yusuf Tekin&#8217;in &#8220;2023-2024&#8217;te ölümlü vaka yok&#8221; yalanı, kapitalist politikalarla uyumlu devletin inkar mekanizmasını gösteriyor. Peki gerçek? 2024&#8217;te 336 MESEM öğrencisi iş kazası geçirdi; 316&#8217;sı erkek, 20&#8217;si kız. Taciz, tehdit, gece 12&#8217;ye kadar mesai&#8230;</p>
<p>Görüştüğümüz bir kız çocuk, özel bir işletmede uğradığı tacizi anlattı. 45 yaşındaki evli bir adamın tacizine uğradığını söylerken “usta duyarsız, okul sessiz” dedi. MESEM’ler yalnızca ölüm yuvaları değil, taciz, mobing ve şiddetin de olduğu bir yer.</p>
<p>Çocuk emeğinin dahi metalaştırıldığı bir düzenle yüz yüzeyiz; bu, neoliberalizmin zaferi değil, kapitalist çürümenin utanç verici zirvesi. Patronlar, &#8220;nitelikli eleman&#8221; masalıyla alkış tutarken, çocuklar sunta yığınlarının altında can veriyor.</p>
<h2>Avrupa örneği ve Türkiye</h2>
<p>Avrupa&#8217;daki &#8220;dual sistem&#8221; –Almanya ve İsviçre&#8217;de olduğu gibi– bile kapitalist kökenli; ancak orada denetimler sıkı, çalışma saatleri sınırlı, sendikalar güçlü. İleri kapitalist ülkelerde demokrasi, burjuvazinin tarihsel olarak feodal yapılara karşı mücadeleyle kazandığı bir biçim olarak daha köklü ve kurumsallaşmıştı. Bu ülkelerde, kapitalist üretim ilişkilerinin erken dönemde (örneğin 18. ve 19. yüzyılda) yerleşmesi, burjuva demokrasisinin (parlamenter sistem, hukuk devleti, bireysel haklar) daha sağlam bir altyapıya oturmasını sağlamıştı. Örneğin, Almanya’daki sosyal demokrat gelenek ve sendikal hareketin gücü, işçi sınıfının kazanımlarını (sosyal güvenlik, asgari ücret, çalışma saatleri düzenlemeleri) kurumsal düzeyde güvence altına aldı. Ancak unutmayalım ki bu demokrasi, burjuvazinin hegemonyasını sürdürmek için tasarlandı.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerde ise demokrasi, genellikle daha kırılgan ve kesintilidir. Kapitalizmin geç gelişmesi, feodal yapıların (Ortadoğu’da aşiret-ağalık, Hindistan’da kast sistemi vb.) kısmen devam etmesi ve dışa bağımlı ekonomik modeller, demokratik kurumların zayıf kalmasına neden oluyor. Türkiye gibi ülkelerde, burjuvazi tarihsel olarak devleti ele geçirmek için güçlü bir mücadele vermemiş, aksine devletle simbiyotik bir ilişki kurmuştur. Burjuvazi, devletin baskı aygıtlarına dayanarak sınıf hegemonyasını sürdürür. Aynı mantıkla, Türkiye’de 1980 darbesi sonrası neoliberal politikalar, demokratik hakları kısıtlayarak sermayenin çıkarlarını korumuştur. Yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü ve sendikal haklar gibi demokratik unsurlar, gelişmekte olan ülkelerde sıkça siyasi konjonktüre bağlı olarak erozyona uğradı, uğramaya devam ediyor. O nedenle yasa yapıcıların, iktidarın “Mesleki eğitim Avrupa’da da var” demesi bağlamdan kopuk ve doğru değil.</p>
<p>Tartışılması gereken Türkiye’ye özgü sorunlarla birlikte bunu kamusal biçimde yapabilme kabiliyetidir. Peki çözüm sendikalaşmada mı yatıyor? Bu, ayrı bir makalenin konusu olabilir; o yüzden derinlemesine girmeyeceğim. Pek çok dinamik var. Akademiden hukuka, çocuk alanında çalışan sivil-demokratik kurumlardan çeşitli meslek odalarına, hatta en başta çocukların da dahil olduğu bir planlama ekmek, su gibi ihtiyaç.</p>
<p><a href="https://www.mefhumdergi.com/egitim-ambalajiyla-cocuk-iscilik-kanla-biriken-sermaye-mesem/">Eğitim ambalajıyla çocuk işçilik: Kanla biriken sermaye &#8216;MESEM&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.mefhumdergi.com">Mefhum</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
