Yoksul mahalle gençleri ya fabrika vardiyalarında güneş dahi görmeden hayatlarını kazanmaya çalışıyorlar ya da asgari ücret bile alamadıkları tekstil atölyelerinde işçi oluyorlar. Üçüncü seçenek ise son yıllarda giderek yaygınlaşan gayrimeşru dünyası.
İstanbul’un kenar mahallelerinde gençlerin hayatı iki uç arasında sıkışıyor: bir yanda sabahın köründe fabrikaya gidip akşam karanlığında eve dönenler, diğer yanda sokakta “nam” kazanmak için gayrimeşru işlere yönelenler. Kimi için düzen, makinelerin pası ve vardiya saatleriyle sınırlı; kimi için ise sokakta saygı görmek, cezaevine girip çıkmak pahasına bile olsa bir aidiyetin parçası olmak. Çeteler arasındaki husumet kan davasına dönüşürken, gençler ya bu şiddet sarmalının içinde kendine yer buluyor ya da sessizce hayatını tüketen sistemin çarklarında kayboluyor.
Araştırmanın üçüncü ve son bölümünde çete üyelerinin kendi ifadeleriyle ait oldukları dünyaya daha yakından bakıyoruz.
‘İki icraate namın yürüyor’
Okmeydanı genellikle işçilerden oluşan bir semt. Merdiven altı tekstil atölyelerinde yüzlerce göçmen işçi ya da genç yaşta olan insanlar çalışıyor. Sibel Yalçın olarak bilinen parkta akşam saatlerinde toplanan gençler, çekirdek ve kola eşliğinde sohbet ediyorlar. Aldıkları ücreti ve kaç saat çalıştıklarını sorduğumda gelen yanıt semtin refah seviyesine dair izlenim edinmeme yardımcı oluyor. Yaşları 16 ila 23 arasında değişen gençler tek sosyal hayatlarının parkta oturabilmek olduğunu anlatıyorlar ve ekliyorlar: “Günde 10 saate yakın çalışıyoruz, asgari ücret bile almıyoruz abi. Böyle iş mi olur?” Neden asgari ücret bile alamadıklarını sorduğumda ise gelen yanıt “burada böyle” oluyor.
17 yaşındaki M.S. de Okmeydanı’nda yaşıyor. M.S., “Mahalle abilerinin hepsi neredeyse bir gruba ait. Sen yalnız kaldığında, kimse seni korumaz. Bir kavgaya girdiğinde olayın olduğunda birilerini çağıracaksın illa. Özenti de çok. Ama birbirlerine bağlılar. Artık sokakta yalnız yürümüyorsun. Babam yeni işten ayrıldı. Annem genelde evde, arada günlük işlere gidiyor. Benim önümde düzgün bir iş yok zaten onların verdiği parayı ne yapayım. Orada burada garsonluk yaptım, taksiye çıktım. Gayrimeşruda para var. Hızlı yaşıyorsun. Gayrimeşruda bir iki icraat yapınca namın yürüyor. Fısıltı mahallede gürültüye dönüyor, insanlar gözümün içine bakıyor. Adımı biliyorlar. Herkes birbirini tanır. Bu mahallenin çocuğuyuz. Burada kimseyle işimiz yok. Çocukluğumdan beri bu abileri gördüm. Onlar bizim mahallenin abisiydi. Herkes kötü dese de ben onlara öyle bakmıyorum. Bir de doğrudan birine bağlı değiliz. Para nereden geliyor çok sorgulamam, para geliyorsa alırım.”
Okmeydanı duvarlarında son yıllarda gayrimeşru alemindeki kişilerin isimleri yazılı. Mahalle duvarları önceleri sadece politik yazılarla doluyken şimdi kimi ara sokaklarda çetecilik yapanların ismi yazılı.

‘Mahalledeki çocuklar olay derdinde ben de fabrika pasını taşıyorum’
Maltepe’de yaşayan 21 yaşındaki A.K. İse kendi halinde bir genç. Kartal’da bir fabrikada vasıfsız işçi olarak çalıştığını anlatıyor. A.K., kendi ifadeleriyle çeperini şöyle anlatıyor: “Abi iş güç mahallede yok, herkes ya boşta takılıyor ya da üç kuruşluk işlere giriyor. Kalıcı olamıyorlar. Ben de Kartal’da bir fabrikaya girdim, sabahın köründe servise bin, akşam karanlıkta eve dön. Maaş fena değil, asgariyi biraz geçiyor ama hayat dediğin sadece makinelerin sesi. Çalış, ye, uyu… başka bir şey yok. Mahalledeki tayfa hala sokakta, kimisi evlendi taşındı gitti kimisi ise gayrimeşru peşinde cezaevine girip çıkıyorlar. Ben ise sürekli yorgunum, kafamda sadece vardiya saatleri. Dışarıdan bakınca ‘adam oldu, düzeni var’ diyorlar ama düzen dediğin koca bir boşluk. Sosyal hayat sıfır, hafta sonu da zaten dinlenmekten başka bir şey yapamıyorsun. Kız arkadaş yok, eğlence yok, sadece cebinde biraz para var. O parayla da kendini kral sanamıyorsun, çünkü zamanını çalan bir sistemin içinde dönüp duruyorsun. Mahalledeki çocuklar hala olay derdinde. Ben ise fabrikanın pasını üzerimde taşıyorum.”

‘Cezaevlerinde olmaktan memnun değiliz’
Çirkinler çetesinin şimdilerde tutuklu olan bir üyesi görüşmemizde gayri meşrunun kendileri için bir mecburiyet olduğu iddiasında bulundu. Daltonlar çetesine atıfla, “İlk onlar bizim kardeşimizi öldürdü, sadece dükkanımızda çalışan biriydi. 16 yaşındaydı. İnanın biz hayatlarımızı cezaevlerinde geçirmekten memnun değiliz. Mesela Burak’ın gençliği gidecek.”
Görüşme aniden kesildi. Aradan aylar geçti Bağcılar’da bir saldırı gerçekleştirdiklerine dair mesaj gönderdiler. Çetelerin husumeti nedeniyle o kadar çok kan döküldü ki bir yerde kan davasına dönüştü.
‘Sokaklardan geldiğimiz için bize sempati duyuyorlar’
Suç örgütlerin liderlerinin pek çoğu artık yurt dışındaydı. Kendilerinin güvenliğini sağladıktan sonra saldırılar yeniden hiddetlenmeye başladı. Bu kez Daltonlar suç örgütü, kendilerini anlatmak istediklerini söyledi. Basının onları kötü gösterdiğini ileri sürdü önce, sonrasında da yapmadıkları pek çok işin de kendilerine yıkıldığı iddiasında bulundular. Ve görüşme şöyle devam etti: “Biz sokaklardan geliyoruz. İnsanlar o yüzden bize sempati duyuyor. Bizim insan sorunumuz yok. Gençler bize katılmak istiyor. Yüzlerce mesaj geliyor her gün. Biz masum kimseye elimizi kaldırmayız. Biz hırsız olduğumuzu kabul ediyoruz. Sokaklarda sürünüyorduk, hırsızlık yapıyorduk. Biz bu yolu seçtik, tercih yaptık. İşin içine uyuşturucu ve silah girince herkes bizi kötü bilmeye başladı. Uyuşturucuyu devletin kendisi getiriyor, herkes bunu biliyor, siyasette bunun üzerinden ne paralar dönüyor. Rüşvetçi polis dolu her yer ama kötü olan biziz. Biz kötüysek onlar bizden daha kötü. En azından ne olduğumuz belli.”