‘Yeni Nesil Çete’ kavramı son yıllarda hayatımıza girdi. Türkiye’de çeteleşmenin gençler ve çocuklar arasında neden bu kadar yaygınlaştığı hala merak konusu. Bilinenin aksine çeteleşmeye neden, yalnızca ekonomik yoksunluk değil, gençler aynı zamanda güçlü hissetmek istiyor ve grup aidiyeti geliştiriyor.
İstanbul’un arka mahalleleri 2018 yılından sonra daha önce görülmemiş biçimde şiddet olaylarına tanıklık etmeye başladı. Özellikle 2022 yılından sonra kendilerine Daltonlar, Casperlar, Red Kitler gibi çizgi film karakteri isimleri veren çeteler adlarından sıkça söz ettiriyor.
Gazi, Gülsuyu gibi mahallelerde hava kararınca gayrimeşru dünyasının hareketlenmeye başladığını görebiliyorsunuz. Akşamın karanlığıyla torbacılık daha belirgin hale geliyor. Mahallede yaşayanlar, hangi sokak başında kimlerin torba tuttuğunu biliyor. Bir dizi isim kulaktan kulağa geziniyor.
Bu araştırma dosyasının ilk bölümü, İstanbul’un yoksul mahallelerinde büyüyen gençlerin nasıl ve neden suç örgütlerinin etki alanına girdiğini anlamaya çalışıyor. TÜİK verilerinden sokak gözlemlerine, gençlerle yapılan görüşmelerden uzman analizlerine uzanan geniş bir çerçevede, yeni nesil çeteciliğin yükselişini, silaha erişimin kolaylığını ve kentsel adaletin bu hikayedeki belirleyici rolünü inceliyor.
Ortak nokta öfkeleri
Sokak çeteleri için internet dünyası çok daha büyük ve rahat bir zemin yaratmış durumda. Bir dönem yeni nesil çetelerle ilişkisi bulunan M.S. isimli 19 yaşındaki genç, ilk suçunu 14 yaşında işlemiş. Sosyal medyanın gizlilik açısından daha güvenli olduğu bir gerçek. Görüştüğümüz gençlerin bir kısmıyla ayaküstü konuşabildik. Esasında farklı kimlik ve kültürel gruplara aitler. Ortak noktaları öfkeleri. Mesela M.S., babası ayakkabıcı olmasına rağmen 2 yıl aynı ayakkabıyı giydiğini ve arkadaşlarına özendiğini söylerken, öfkesinin onu daha zengin olma duygusuna ittiğini bunun için de kısa yollar aramaya başladığını söylüyor.
Bir başka genç ise okula giderek bir gelecek kurabileceğini düşünmüyor. Ya da yalnızca arkadaş çevresi nedeniyle ilişki kuranlar da oluyor. Kendini Daltonlar suç örgütüne ait hisseden genç bir topluluk 19 Mart sürecinde Saraçhane eylemlerine katılmaktan imtina etmiyor. Sınıfsal öfkesi olan bu gençlerin derdi, dünyayı değil kendi yaşamlarını değiştirmek.
Organize suç örgütleriyle ilişkideki sıçrama verilere yansıdı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre son dokuz yılda suça sürüklenen çocuk sayısı yüzde 51.5 artışla 202 bin 785’e ulaştı. En büyük artış ise organize suçlarla bağlantılı alanlarda meydana geldi. 2015’te 549 olan çocukların karıştığı cinayet sayısı, yüzde 131 artarak 2024’te 1270’e çıktı. Uyuşturucu satma suçuna bulaşan çocuk sayısı yüzde 119.5 artışla 16 bin 563’e yükseldi. En sık işlenen suç olan yaralama vakası, yüzde 78.5 artışla 81 bin 875’e ulaştı.
Suça itilen çocuklar, daha çok İstanbul’un yoksul mahallelerinde ortaya çıkıyor. Bu nedenle kentsel adalet başlığı da oldukça önemli. Şehir plancıları bir şehrin kurgulanırken, kamusal hizmetlere eşit ve nitelikli bir yaklaşımın tesis edilmesinin önemine vurgu yapıyor. Bu haklardan mahrum kalanların sayısı milyonlarla anılacak kadar büyümüş durumda.

‘2022’de 3 bin liraya silah aldım’
Türkiye’de yılda üç bin kişi ateşli silahlarla ölüyor, 700’ü ise yaralanıyor. Cinayetlerin yüzde 60’ında ateşli silah kullanılıyor. Her 10 kişiden 1’inde, her 3 evden 1’inde ateşli silah var. Saha gözlemi ve görüşmeler sonrasında silaha ulaşmanın ne kadar kolay olduğunu fark ettik.
Suriye çıkması Kalaşnikof, el bombası, çelik yelek, kuru sıkıdan bozma gibi aralarında ağır silah ve patlayıcıların da olduğu bir envanter çetelerin elinde. İletişim kanalları üzerinden sergilenen silahlara ulaşmak ise oldukça kolay. Kuryeler aracılığıyla silahı edinmek mümkün. Üstelik epey mütevazı bir meblağ karşılığında silah deposu oluşturabilecek düzeyde ‘uygunluk’ mevcut.
Bir dönem çetelere bulaşmış, ancak daha sonra korktuğu için bağını koparmış 19 yaşındaki M.S., 4 çocuklu ailenin en küçüğü. Babası ayakkabıcı, annesi ev kadını. Manisalı ailenin en küçüğü olan M.S., 14 yaşında Okmeydanı’nda sol politik gruplarla da ilişkisi olduğunu anlatırken hayata karşı öfkeli olduğunu belirtiyor. İlk suçunun kişisel verileri izinsiz ele geçirme suçundan yargılandığını belirtiyor: “Panel diye bir şey var. Ben bilgisayarda iyiyim. Kabiliyetimi verileri ele geçirerek kullandım sonrasında da yargılandım. Aynı zamanda silahlara merakım var. Biraz da tornacılık biliyorum. Telegram kanalları üzerinden tanıştığım insanlar oldu. 2022 yılında kuru sıkı bozması bir silah aldım. Doğukan Karadeniz isimli kişiden 3 bin liraya bu silahı aldım. Silahın sorunlu olduğunu öğrendim kırıp çöpe attım. Bu bahsettiğim kişi Sultanbeyli’de silah satıyordu. Yanında 16 yaşında başka bir çocuk vardı. Taksim bölgesinde silah satarken yakalandı. Bahçelievler’de evleri vardı. Evlerine gidiyordum. Sosyal medyada adını Can Dalton olarak yapan biri vardı. Çelik yelek satıyordu. Evlerde uyuşturucu kullanılıyordu. Bana birini öldürtürler diye korktum, ilişki kurmadım.”
‘Babam ayakkabıcı ama 2 yıl aynı ayakkabıyı giyiyordum’
M.S., çetelerle ortak noktasının ne olduğunun tespitini kendi yapıyor: “Onlar kolay yoldan zengin olmak istiyorlar, ben daha kolay yoldan zengin olmak istiyorum. Ben öğretmenlerime, arkadaşlarıma özenirdim. Babam ayakkabıcı ama ben 2 yıl aynı ayakkabıyı giyiyordum. Ev sahibi bizi evden çıkarmaya çalışırdı, ben de neden bunu yaşadığımızı düşündüm ve hızlı para kazanmaya başladım. Çetelerden korktum, yanımda Rambo bıçağı ile geziyordum. Biri bana zarar vermeye çalışırsa ona karşı kullanmak için.”
Aile tepkisi daha çok çeteye itmiş
M.S., aile üyelerinden biri olan ağabeyinin silah al-sat yaptığını ve aslında ilk ondan öğrendiğini aktarıyor: “Ağabeyim de silah al-sat yapıyordu. Bağcılar’da Bilal Demir diye biri vardı. Onlardan da silah alıyordum, bu vesileyle tanıştık. Daltonlar, Casperlar gibi çeteler de silah satıyor. Ailem de biliyordu bu işleri yaptığımı, babam üzülüyordu ve beni dövüyordu. Ancak daha çok çetelerin içine gidiyordum. Anneme babama da kızıyordum çünkü. Çevremdeki bazı arkadaşlarım da torbacılıktan içeri girdi 7 ay cezaevinde kaldı. Biz böyle kendimizi güçlü hissediyoruz. Aslında bu çetelere katılan insanlar çok zayıf insanlar. Fakirler ve ezilmişler. Mağdur psikolojisine giriyorlar. Sisteme kızıyorlar. Ben de öyle sisteme kızıyorum. Bu sistem bizi kabul etmiyor, fırsat vermiyor. Öfkem dünyayı değiştirmeyi değil beni zengin etmeye yarasın. Türkiye’de her gencin hayali zengin olmaktır. Boğaziçi’nde Tarih okuyan ağabeyim vardı. Ben de onunla ders çalışırdım. O ölünce ben de başka yollara gittim. Daha sonra üniversiteye hazırlandım. Yüzde 100 burslu bir bölüm kazandım. (Öğrenci kartını gösteriyor) Ben okulda da görüyorum. Uyuşturucu kullananları dinliyorum. Havalı olduklarını düşünüyorlar. Cezaevine girmenin ne olduğunun bence farkında değiller. Artık araştırmacı olmak istiyorum. Bana çok para kazandıracak daha yasal yolları arıyorum. İletişim kanalları üzerinden hala ne yapılıyor diye takip ediyorum. Silah satışı çok normal ve kolay. Çelik yelek, el bombası dahi satılıyor. Anadolu Yakası’nda Efsane lakabıyla bilinen biri var. Çetelerle bağı var silahları onlardan alıp satıyor. 200 bin liraya taşıma ruhsatlı silah satıyordu. Hiç mi bulamadın silahı, TikTok’tan bir Dalton hesabına mesaj at. Biraz kazıklanarak silahı alırsın. Telegram’da bir Arap kanalına girmiştim, C4 patlayıcı satıyorlar. Şehit olmuş asker miğferi dahi satıyorlar ve Türkiye’ye getirebileceklerini söylüyorlar. Tabi şimdi bu kanalların çoğu kapandı, Whatsapp’a kaydılar.”
‘Yoksulluk ilk çocukları etkiliyor’
Türkiye’de eğitim sistemi, son yirmi üç yılda kamusal hak olmaktan çıkarılarak giderek piyasalaştırıldı. Eğitim artık parayla alınıp satılabilen bir meta haline gelirken, kamusal kaynaklar özel okullara aktarıldı. Eğitimci Feray Aytekin Aydoğan, 2024 verilerine göre özel okulların kamu okullarına oranının ülke tarihinin en yüksek seviyesine ulaştığını (yüzde 24) hatırlatıyor. Devlet okulları dahi kayıt parası ve aidat gibi kalemlerle paralı hale getirildi. Bu süreç, okullar arası eşitsizliği her geçen yıl derinleştirdi.
Aydoğan’a göre: Akademik liseler azaltılırken meslek liseleri ve imam hatipler artırıldı. Akademik eğitim, özel okullarda parayla satın
alınabilir hale geldi. Emekçi ailelerin çocukları çocuk yaşta sermaye için ucuz iş gücü olarak görülmeye başlandı. İmam hatipler, hem siyasal kadrolaşma aracı hem de iş cinayetlerini “fıtrat” ve “kader” söylemleriyle meşrulaştıran rıza aygıtı işlevi gördü. MESEM ve yeni okul modelleri, “Ahilik” vurgusu üzerinden çocuk işçiliğini usta-çırak ilişkisi adıyla yerli ve milli bir gelenek olarak sunmaya başladı. Bu politikalar sonucunda çocuklar sosyo-ekonomik durumlarına göre ayrıştırıldı.

Yüksek gelirli ailelerin çocukları özel okullarda veya fen/anadolu liselerinde.
Orta gelirli ailelerin çocukları sınavsız Anadolu liselerinde.
Yoksul ailelerin çocukları imam hatiplerde, meslek liselerinde ve MESEM’lerde.
Eğitimci Aydoğan, yoksulluk arttıkça okul terklerinin ve okullarda şiddetin de arttığını vurguluyor. Bilimsel veriler, okul terkinin çocuk işçiliğini, çocuk yaşta evlilikleri ve tarikatlara/çetelere yönelimi artırdığını gösteriyor.
En az 1,47 milyon çocuk okulda değil.
Lisede olması gereken her on çocuktan biri (yüzde 8,6) okulda değil.
Muş, Ağrı, Şanlıurfa gibi illerde 14-17 yaş grubundaki her üç öğrenciden biri liseye devam etmiyor.
MESEM’lerde 392 bin 887 çocuk çalıştırılıyor. Denetim oranı yalnızca binde 4. 2020’den bu yana iş kazaları beş kat arttı, son iki yılda 22 çocuk yaşamını yitirdi.
Yaklaşık 300 bin çocuk Açıköğretim’e geçti. Bir yıl içinde açık liseye geçenlerin sayısı yüzde 30 arttı.
Devamsızlık oranları: ilkokulda yüzde 13,2, ortaokulda yüzde 23,7. İmam hatiplerde yüzde 32, meslek liselerinde yüzde 40,6.
Kız çocuklarının okul terki hızlanıyor. Riskli il sayısı 7’den 11’e çıktı.
Köy okullarının sayısı yüzde 4 azaldı; kırsalda öğrenci sayısı her kademede düşüyor.
Taşımalı eğitimde tasarruf politikaları nedeniyle 2024-25 döneminde öğrenci sayısı yüzde 16,2 geriledi.
Çocukların gözünden
Aydoğan’ın dikkat çektiği bir başka nokta ise çocukların iyi olma hali göstergeleri. Çocukların yüzde 60’ı çevrede uyuşturucu kullanımını en büyük tehlike olarak görüyor.
PISA 2022 verilerine göre:
Öğrencilerin yüzde 25’i okulda çeteler gördüğünü,
Yüzde 26’sı silah veya bıçak taşıyan öğrenciye tanık olduğunu,
Yüzde 28’i ise tehdit olaylarına şahit olduğunu belirtiyor.
Çocukların yüzde 41’i para kazanmak için çalışmak zorunda olmanın mutsuzluk nedeni olduğunu söylüyor.
Öğrencilerin yüzde 14’ü haftada en az bir gün çalışıyor; yüzde 5’i okuldan önce, yüzde 6’sı okuldan sonra her gün çalışıyor.
Eğitimci Aydoğan Türkiye’de yoksulluk ve eşitsizlik arttıkça ilk kaybedenlerin çocuklar olduğunu belirterek ekliyor, “Eğitim hakkının piyasalaştırılması, kamusal kaynakların özel okullara aktarılması ve MESEM gibi modellerle çocuk işçiliğinin meşrulaştırılması, çocukları okuldan koparıyor. Aslında sadece okuldan koparmakla da kalmıyor. Çocuklar kamusal hizmetlerden uzaklaştığında farklı arayışlar içerisine girebiliyorlar. En az bir buçuk milyon çocuk okul dışında.”

‘Sistem dışı alanlara kayış kaçınılmaz’
Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü akademisyenlerinden Prof. Dr. Şükrü Aslan, Türkiye’de artan çeteleşme vakalarını yalnızca yoksullukla açıklamanın yetersiz olduğunu vurguluyor. Aslan’a göre, bireylerin sisteme dair ümitsizlik yaşadığı noktada “sistem dışı alanlara kayış” kaçınılmaz hale geliyor.
Aslan, klasik sosyolojik teorilerin açıklamakta zorlandığı bir olguya dikkat çekiyor: “Bazen sistemin kendisi suçtur.”
Ona göre illegal politik örgütler, suç işlemek için değil, “suç düzeni” olarak gördükleri yapıyı değiştirmek amacıyla ortaya çıkabiliyor.
Toplumsal mücadeleler, sistemin açmazlarının görünür hale geldiği anlarda doğuyor. Örneğin köylülerin madencilik karşıtı hareketleri, doğrudan sisteme savaş açmak değil, meşru bir reaksiyon olarak ortaya çıkıyor.
Çeteciliğe yönelimin yalnızca yoksullukla sınırlı olmadığını belirten Aslan, “Suça yatkın olmak diye bir şey yoktur. Toplumun her kesiminden insanlar dahil olabilir” diyor.
İyi bir üniversitede okuyan ya da hali vakti yerinde olan bireyler bile tanıklık ettikleri haksızlıklara tepki olarak bu tür yapılara yönelebiliyor.
Aslan, sistemin bazen bu organizasyonlara göz yumduğunu ve kontrol altında tutmak için alan açtığını ifade ediyor.
Türkiye’de üniversitelerin toplumdaki en yüksek mertebelerden biri olduğunu hatırlatan Aslan, “Üniversite sahipleri” kavramının ortaya çıkışına ve irtikap ile yolsuzluk iddialarına dikkat çekiyor.
Bu durumun da bireyleri sistem dışı alanlara yönelten faktörlerden biri olduğunu belirtiyor.
Prof. Dr. Şükrü Aslan’ın değerlendirmesi, çeteleşme hareketlerini yalnızca ekonomik yoksunlukla açıklamanın eksik olduğunu; sistemin sunduğu imkanlar, açmazlar ve bireylerin tanıklık ettiği haksızlıkların bu sürecin temel belirleyicileri olduğunu ortaya koyuyor. Ona göre Türkiye’de sistem dışı alanlara kayış ve bu grupların çoğalması sosyolojik olarak kaçınılmaz bir sonuç.